Ufuklar sultanı, vizyoner insan, asrının çok çok üzerinde bir öngörü, beceri ve iradeye sahip sultan. Türk cihan hakimiyeti mefkuresinin, vatanperverlik ve milletperverlik ruhunun en büyük temsilcilerinden büyük Türk sultanı. Anadolu’nun Türkmen ya da Türkiye olarak kalabilmesinin en büyük mimarlarından olan Ulu Sultan. Adaletli, erdemli, dindar, akıllı ve ilime ve bilime son derece önem veren bir şahsiyet. Çocukluk ve gençlik yılları boyunca hep gurbet, hapis hayatı ve mücadelelerle geçmiş olan Sultan, bu süreci kendisini yetiştirmek ve devletin geleceği adına yapılması gerekenleri düşünmek ve strateji geliştirmekle değerlendirdi. Çocukluk yılları Bizans, gençlik yılları da valilik ve hapiste tecrit halde geçen sultan yaklaşan Moğol tehlikesi, komşu beylik ve devletler ile ilişkiler, Müslüman devletler ve halifeyle ilişkiler noktasında müthiş taktik ve stratejilerle devletini rahatlatmış ve devletin kaynak, enerji ve kabiliyetini kalkınma üzerine tesis etmişti. Sultan olur olmaz ilk yaptığı iş Venediklilerle ticaret antlaşması yapmak olmuştu. Özellikle deniz ticaretini ve hakimiyetini hayati görüyor bu nedenle ülkesini uluslararası ticaretin merkezi ve koordinatörü konumuna getirmek istiyordu. Önceden fethedilen Antalya ve Sinop’a ilaveten Alanya ve Kırım’ın fethi ve bu ikisi arasındaki ticaret yollarının yapılması, tüccarlara devlet güvenceleri verilmesi, kervansaraylar ve hanların yapılması, İpek Yolu gibi ticaret yollarının kontrol altına alınması hep bu sebebe matuf reflekslerdi. Anadolu’ya serpiştirilen bu hanlar ve kervansaraylarda güvenlik, lokanta, tımar, berber vb. diğer bütün hizmetler belirli süreliğine ücretsiz veriliyordu. Eşkiyanın soyduğu kervanlara tazminatlar ödeniyor ve rahat ticaret garantisi veriliyordu. 30-40 kilometre aralıklarla kurulan ve kervansaraylar ve hanlar Alanya’daki Şarapsa Han, Alara Han, Kargı Han’ı yani sahil ticaretini Anadolu’daki Sultan Hanı gibi onlarca han marifetiyle kuzeye taşıyor ve ulusal ticaretin hemen yanı başında da uluslararası ticareti tesis ediyordu. Öyle ki; zarar gören uluslararası tacirler soluğu Sultan’ın mahkemesinde alıyor, otorite olarak gördüğü Türkiye Selçuklu devletinden imdat dileniyordu. Hiçbir devlet oluşumunun, iktisadi faaliyet olmaksızın ayakta kalmasının imkansız olduğunu bilen Ulu Sultan bütün saltanatı boyunca bunun tesisi için mücadele etmiştir. Fethettiği yerleri kaderine terk etmemiş, kendisi bizzat köy köy, şehir şehir ilgilenerek ihya, imar ve iskan faaliyetinde bulunmuş ve sonuçlarını da bizzat takip ve teftiş etmiştir.
Kendisi devlet işleri olduğunda son derece sert ve kesin tavırlar sergiler ama kişisel, ailevi ve akrabalık konusunda son derece yumuşak bir fıtrat örneği sergilerdi. Zekasıyla Moğolları Anadolu’dan uzak tutmayı bilmişti. Zaman kazanmak adına geliştirilen iyi ilişkiler nedeniyle sınır boylarını ve kaleleri muhkem haline getirebilmişti. Tarihçilerin ortak kanısı da şu idi. Eğer zamansız ölmeseydi Anadolu Moğol istilasına hiç uğramayacaktı. Alanya Kalesi’ni inşaa ettikten sonra şu vasiyette bile bulunmuştu: “Eğer evlatlarımdan birisi askeri ve siyasi anlamda sıkıntıya düşecek olursa Alanya Kalesi’ne sığınsın. Mecbur kaldığı ve yıkılmasına Yassıçemen Savaşı’yla neden olduğu Harzemşah Devleti’nin ileri gelen tecrübeli devlet adamlarını da kendi saflarına devşirerek büyük devlet olmanın gereğini yerine getirmişti. Bunu mücadele ettiği bütün devletler için de yapmıştı. Kendi halkına hangi dinden olursa olsun eşit davranmış, fırsatları herkes için oluşturmuştu. Bu dönemde Moğol tehlikesinden kaçan İslam alimleriyle Anadolu adeta dolmuş, alimlere kol kanat germiş ve pek çok önemli eserin ve bilimsel hizmetlerin oluşmasına zemin hazırlamıştı.
Çok cesur, adaletli, bilgili, tarihe ve bilime meraklı bir kişiliği vardı. Özellikle geçmiş dönem dünya ve Türk hükümdarlarının hayatını okur, dersler çıkarırdı. Çok çok iyi tavla ve satranç oynar, at biner ve cirit oynardı. Mimarlık, bıçak yapımcılığı, dericilik, bakırcılık, silah yapımı, kuyumculuk ve ressamlık alanında ciddi birikim ve yetenek sahibi idi. Özellikle bazı şiirleri meşhurdur. Türkçe, Rumca ve Farsça bilmekteydi. Hiçbir resmi belgeyi abdestsiz imzalamaması dindarlığının seviyesini göstermektedir. 17 yıl süren ve bir yemek esnasında ,Eyyubi Melikesi’nden olma oğlu İzzettin Kılıçarslan’ı veliaht gösterilmesini kabullenemeyen Alanyalı eşi Hond (Honat) hatundan olma oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve onu destekleyen Saadettin Köpek tarafından verildiğinden şüphelenilen zehirli kuştan vefat eden Sultan I. Alaeddin Keykubat “Sultan’ül Muazzam ve Sultan’ül Alem “ ünvanlarını kullanmış ve bu ünvanlar Alanya başta olmak üzere pek çok mimari eserde de nakşedilmiştir. Döneminde altın sikke kullanılmış ve deniz aşırı fetihler ve seferlerde bulunulmuş, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için bilinçli bir strateji uygulamıştır.
BİR SELÇUKLU SULTANININ ADININ VERİLDİĞİ TEK ŞEHİR: “ALAİYYE”
Alaiyye sözcüğünün anlamı Alaeddin’e ait yer, Alaeddin’in yeri manasını taşımaktadır. Alanya bir Selçuklu sultanının adını verdiği tek yerdir. Sultan I. Alaeddin Keykubat, Alanya’ya özel önem vermiş, devletin deniz güvenliği ve ticaretinin merkezi olarak Alanya’nın fethini görmüş, iki aylık bir kuşatmadan sonra barış yoluyla 1221 yılının mart ayında fethetmişti. Kale beyi Kir Fard’a ve oğluna Akşehir dolaylarında tımarlar vermiş, kızı Honat Hatun’la da evlenmişti. Bu evlilikten kendisinden sonra tahta çıkacak olan oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev doğmuştu. Kayınpederi ve kayınbiraderi Müslüman olmuş ve sonraki dönemlerde bir gaza esnasında şehit olmuşlardı. Eşi olan Hond Hatun da kendi saltanatı döneminde Müslüman olmamış, oğlu II. Gıyaseddin döneminde Müslüman olarak Mahperi adını alsa da Honad Hatun adıyla meşhur olmuştu. Başta Kayseri olmak üzere pek çok yerde hayır kurumları yaptırmasıyla ismini tarihe kazımıştır.
Alanya yaklaşık 20 bin yıllık bir tarihsel insan yaşamı geçmişiyle var olsa da Pamfilya, Kilikya, Korsanlar, Hitit, Persler, İskender, Selevkos, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları, Alaiye Beyliği, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti vb. gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapan ve pek çok medeniyetin de eser bıraktığı bir yer olagelmiştir. Akdeniz havzasında içinde trafikli yaşamın olduğu tek Orta Çağ kalesi olan Alanya Kalesi’nin Korsan, Roma, Bizans döneminden kalıntıları olsa da gerçek kimliğine Selçuklu fethinden sonra kavuşmuştur. Böylece Türk –İslam mülkü haline dönüşmüştür. Fethedilen yer İç Kale ve kısmen Orta Kale denilen bölgedir. Şimdiki panoramaya ise fetih sonra Türk imar faaliyetleri sonrası kavuşmuştur. Özellikle 404 dönüm bir arazi surlarla çevrilmiş ve içine saraylar, köşkler, sarnıçlar, ibadethaneler, askeri ve ticari mimari eserlerle donatılmıştır. Evliya Çelebi’nin ifadesine göre 11 bin 100 adım olan sur uzunluğu 6 buçuk kilometreyi bulmaktadır. Diyarbakır surlarından sonra ayakta kalabilen en uzun kale surlarıdır. Denizler hakimiyeti için önemli olan ve tek Selçuklu tersanemiz olan beş gözlü Alanya Tersanesi, dünyada örneği olmayan 360 derecelik seyir terasıyla KızılKule, Tophane, Alaeddin Camii olarak yapılan ve 300 sene sonra bir yıldırım düşmesi sonucu yıkılan ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılıp Süleymaniye Camii adı verilen, yerli halk tarafından Kale Camii olarak bilinen cami, Besdesten, Arasta gibi ticarethaneler, askeri koğuşlarla donatılmıştır. Özellikle kale Horasan harcıyla, sert zemin üzerine en yüksek yeri 14 metre, en alçak yeri 2 metre olmak üzere, 140 adet burç ve kuleden oluşmaktadır. 140 adet komutanının her birine bir kule düşecek şekilde yaptırtmıştı. Bazı kulelerin üzerinde hala bu emirlerin isimleri yazmaktadır. Özellikle tersaneyi yaptırmakla deniz kuvvetleri komutanlığını da buraya taşımış, tophane, tersane ve Kızıl Kule ve Kale kitabelerinde fiili hakimiyet ve gücünü tüm dünyaya haykırırcasına kazıtmıştır. Kale 6 senelik sürede, 6 büyük medeniyetin izini taşıyan, 6 farklı mimari yapısı olan, 6 kilometre fazla uzunluğa sahip olan, 6 farklı bölümden oluşan, 6 büyük kapısı olan büyük bir şehir haline getirmiş oldu. Adeta 6 altın özelliğe sahip bu masalsı şehre bir kimlik kazandırmış oldu. Sultan I. Alaeddin, İç Kale’ye yaptırdığı sarayını da kış aylarında kullanmak suretiyle Alanya’yı KIŞLIK BAŞKENT yapmış oldu. Yaz aylarında Konya, kış aylarında Alaiye’den ülkesini yönetti. Alara Kalesi’ni de sulh yoluyla alan sultan Alanya’nın dört bir yanına av köşkleri serpiştirdi. Demirtaş, Hasbahçe, Şekerhane, Sugözü vb. yerler hep bu av köşkleriyle doludur.17 yıllık saltanatının her senesinde Alanya’da mutlaka yaşadı. Zaman zaman 8 aya çıkan bir sürede Alanya’da yaşadı. BÜTÜN SELÇUKLU COĞRAFYASINDA SELÇUKLU SULTANI ADIYLA ANILAN TEK SULTAN BAHÇESİ OLAN HASBAHÇE ALANYA’DIR. Özellikle bugün Hasbahçe denilen mahallede oksijen tespiti yaptırtarak, eski Roma su kemerlerinin de olduğu bölgeye kendine has bahçesini kurdu. 57 dönümlük bu devasa bahçede su arkları, sarnıçlar, hamamlar, havuzlar ve ona yakın köşk yaptırdı. Burasını hem kendisi için hem de Selçuklu devlet yöneticileri için köşkler seçkinler sitesi haline getirdi. En önemlisi Boyalı Köşk’tür. Av yapmayı çok seven Sultan’ın bugünkü Kapanhanı Yaylası’nda bir han yaptırdığı ve Toros Kaplanı avladığı rivayetleri meşhurdur.
Türk ve Dünya tarihinin en büyük hükümdarlarından olan Sultan I. Alaeddin Keykubat bizlere vatan yapılmış bir Alanya ve eserlerini bıraktı. Ruhu şad olsun.