Alanya uzun yıllardır büyüyüp gelişmekte. Nüfusu günden güne artmakta, turizmi inişli çıkışlı olsa da gelişmekte, yeni yatırımlar zaman zaman hız kesse de gelmekte. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda karşımıza çok daha ciddi bir tablo çıkıyor. Şehrin ekonomik lokomotiflerinden biri olan emlak ve inşaat sektörü, bugün dev bir kriz girdabının içinde bulunuyor.

Şehrin birçok noktasında yarım kalan inşaatlar, yıllardır tamamlanamayan kentsel dönüşüm projeleri, teslim tarihi sürekli ertelenen konutlar ve satış yapılmasına rağmen devredilemeyen tapular perde arkasında gündemin önemli başlıkları haline gelmiş durumda.

Bir zamanlar iş makinelerinin durmaksızın harıl harıl çalıştığı birçok şantiyede bugün sessizlik hakim. Bu noktaya bir günde gelinmedi. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Alanya gayrimenkul piyasası adeta altın çağını yaşadı. Talep patladı, fiyatlar yükseldi, satış rekorları kırıldı. Yani talebiyle, arzıyla, fiyatıyla her türlü balon oluştu. Ancak o dönemde yaşanan hareketlilik birçok kesimde gerçekçi olmayan beklentileri de beraberinde getirdi. Piyasanın sonsuza kadar aynı hızda büyüyeceği varsayıldı. Hesaplar o günlerin yükselen grafik ve değerlerine göre yapıldı, fakat ekonomik şartların değişebileceği yeterince dikkate alınmadı, risk analizi yapılmadan sektöre balıklama dalındı. Sonuçta sektör büyüdü ama aynı ölçüde kurumsallaşıp sağlamlaşamadı.

Birçok firma yeni projelere başladı, arsalar satın aldı, devasa satış ofisleri açtı. Ancak yükselen maliyetler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, küresel ekonomik daralma ve yavaşlayan hatta durma noktasına gelen yabancı talebi dengeleri iyice bozdu. Bugün yaşanan sıkıntıların temelinde de bu gerçek yatıyor. Ancak asıl mesele, sorunun yalnızca müteahhitleri ilgilendirmemesidir.

Bugün yarım kalan her proje; arsa sahibini, ev sahibi olma hayali kuran yerli ve yabancı vatandaşı, alacağını tahsil edemeyen esnafı, malzeme tedarikçisini ve şehir ekonomisini doğrudan etkiliyor. Üstelik önümüzdeki süreçte kat karşılığı sözleşmelerden kaynaklanan anlaşmazlıkları, teslim edilmeyen daireleri, tapu problemlerini ve buna bağlı hukuk davalarını, hatta kişisel hesaplaşmaları daha sık konuşacağız.

Mahkemelerin yükü artacak, mağduriyetler çoğalacak, sektöre duyulan güven daha da zedelenecek. Burada önemli bir eleştiriyi de yapmak gerekiyor. Sektör temsilcileri kadar ilgili kurumlar ve meslek örgütleri de yaşanan riskleri zamanında okuyamadı. Sorunlar büyürken yeterince güçlü bir ortak akıl oluşturulamadı. Herkes kendi cephesinden meseleye bakarken, bugün ortaya çıkan tablo şehrin ortak sorunu haline geldi.

Peki ne yapılmalı?
Öncelikle Alanya'nın en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan ALTSO'nun öncülüğünde "İnşaat ve Gayrimenkul Çalışma Kurulu ya da Grubu" adı ne olursa olsun mutlaka kurulmalıdır. Müteahhitler, emlak sektörü temsilcileri, hukukçular, bankalar, meslek odaları ve yerel yönetimler aynı masa etrafında toplanmalı, sorunlar açık şekilde ele alınmalıdır.

İkinci olarak, yarım kalan projeler için hukuki ve teknik danışmanlık merkezleri oluşturulmalıdır. Hem yatırımcıların hem de vatandaşların doğru bilgiye ulaşabileceği güvenilir bir mekanizma kurulmalıdır.

Üçüncü olarak, sektörde şeffaflık artırılmalıdır. Projelerin ilerleme seviyeleri, ruhsat süreçleri ve teslim tarihleri konusunda daha açık bir bilgilendirme sistemi geliştirilmelidir. Çünkü güvenin yeniden inşası ancak şeffaflıkla mümkündür.

Dördüncü olarak, kentsel dönüşüm projelerinin yıllarca sürüncemede kalmasına neden olan bürokratik ve finansal tıkanıklıklar masaya yatırılmalı, yeni çözüm modelleri üretilmelidir.

Beşinci olarak da yabancıya yönelik prosedürler tekrar gözden geçirilmeli ve Ankara’nın yolları bunun için özellikle aşındırılmalıdır

Altıncı olarak da özellikle yerli pazarı canlandırmak adına devlet destekli konut kredileri ve gerçek konut kampanyaları için bankalarla iş birliğine gidilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Son olarak da sadece finansman eksikliği nedeniyle duran projeler için devlet destekli veya özel sektör iş birlikli çözüm mekanizmaları değerlendirilmelidir. Çünkü tamamlanabilecek projelerin kaderine terk edilmesi, mağduriyetleri katlayarak büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Artık Alanya'nın geçmişteki gibi hızlı yükseliş hikâyeleriyle avunma lüksü yoktur. Bugün ihtiyaç duyulan şey, gerçeklerle yüzleşmek ve dibinde dibi olacağını bilerek yarının krizlerine bugünden hazırlanmaktır.

Bu günlükte yazımızı ‘’Bir elin nesi var, iki elin sesi var” diyerek noktalayalım
Kalın sağlıcakla.