Fakırcalı Köyü Yörükleri olarak yaylalara göç zamanı yaklaştığında içimizi bir heyecan kaplardı. Yaylaya göçmek için gün sayardık. Çünkü o yayla yolculuğu; keçi, koyun ve sığır sürülerimiz önümüzde, eşek, katır ve develer de göç yüklerimizle beraber, dört gün sürecek, bizim için heyecan verici bir zaman dilimiydi.

Evlerimizde televizyon, radyo, elektrik yoktu ama mutluluk, sevgi, saygı ve hoşgörü boldu.

Okulların kapanmasına iki hafta kala göç hazırlıkları başlar; dört gün sürecek meşakkatli ama bir o kadar da heyecan verici yolculuğun hazırlıkları yapılırdı. Köyümüzün Guzlatan, Baklabeleni, Yamanlar, Hopurlu ve İnasar mahallelerinden yola çıkan göç kervanları dört gün sürecek bir yolculuğa hazırlanırdı.

Fakırcalı Köyü’ndeki evlerimizden göçümüzü hayvanlarımıza (göç kervanı) yükleyip, akşam saat 17.00 gibi çıkar, gece 23.00 gibi Koş Davut Dağı’nın eteğinde konaklardık. Sabah zifiri karanlıkta kalkar, tekrar yola koyulurduk.

Tabii ki olmazsa olmazımız göç çöreğiydi. Kaş Yaylası, Sekiye Yaylası, Akarca Alanı gibi yerlerde keçi, koyun ve sığırlarımızı otlatarak, çayırlıklardan ve meralardan geçerek ikinci durağımız olan Çamlıca TOKAR Yaylası’nda mola verirdik. Orada katran ve iledin ağaçlarından odunlarla meydan ateşi yakılır, hayvanlarımızdan sağılan taze sütler kaynatılıp yufka ekmekle karınlar doyurulurdu.

Bir yandan da en büyük korkumuz gece canavar ya da kurt saldırısı olur, sürülerimizi boğar diye korkuyla ağaçların dibinde nöbetleşe yatardık. Sabah yine zifiri karanlıkta — o zamanlarda saatimiz de yoktu ama tahmini 05.00 gibi — kalkar, tekrar yola koyulurduk.

Tokar, Söğüt, Dikenli, Dikmetaş, Gödüre yaylalarından geçerek İmamlı Yaylası üstündeki Üçtepe Dağı eteğinde mola verirdik. Gecemizi geçirip sabah yine erkenden kalkar, Üçtepe Dağı’nın zirvesinde pekmezli karlamamızı içip Haydar Alanı, Çibilin Çeşmesi, Koca Esik mevkilerini geçerek yayla yurtlarımız olan Çeş Gırı, Koca Muar, Sarı Muar, Çukur Yurt ve Çorak Yurdu yaylak alanlarımıza ulaşırdık.

Dört günün sonunda ikindi üzeri yayladaki "çivlik" olarak tabir ettiğimiz tek katlı evlerimize ulaşır, sürülerimizi ağıllara katarak rahat bir uyku çekerdik.

Beşinci gün sabah, Cıngıldak Alanı’nda çocuklarla “cıngıldak” oynayarak, koyunlarımızı ve kuzularımızı birbirinden ayırır; kış hazırlığı için sütler biriktirilip peynir, çökelek üretimine başlanırdı.

Çok güzel günlerdi… Bu yolculukları yapanlara özlem ve saygıyla...