Her şeyi yetiştirme telaşı, sürekli gelen bildirim sesleri ve bitmeyen yapılacaklar listesi…
Dinlediğimiz şarkıların melodisine değil hızlı ritmine odaklanmalarımız, okuduğumuz kitapların içerisinde kahramanlarla özdeşleşmek yerine hızla son sayfaya gelme ve bitirme çabalarımız… Yüz yüze samimi iletişim yerine hızlı mesajlaşmalar ve sosyal medya etkileşimlerini ön plana çıkarma gayretlerimiz, sabahın ilk saatlerinde içilen keyif kahvelerini gelen e postalar veya sosyal medyaya bakarak hızlıca tüketmek ya da soğutmak suretiyle anın tadını kaçırmalarımız…
Hızlı yaşamanın getirdiği listeyi uzatacak olsam sayfayı tümüyle kaplayacaktır eminim. Günün sonunda dönüp baktığımızda yaşadıklarımızın kaçından huzur ve içsel tatmin duyuyoruz? Bu anlamsızlaşan anlar, modern hayatın bir getirisi mi yoksa insanın doğasında olan bir boşluk mu? Hızla değişen, sürekli tüketen ve yeni olana odaklanmak zorunda kalınan bir dünyada anın kıymetini bilmek giderek zorlaşıyor. Anlam arayışımız, sürekli olarak yeni arayışlara dönüşüyor ve elimizde olanı fark etmekte zorlanıyoruz. Çok fazla şeye aynı anda sahip olmaya çalışırken hiçbir şeyin tadını tam olarak çıkartamıyoruz. Gözlerimiz her yerdeler ama hiçbir yerde değil. Kulaklarımız her söyleneni duyuyor ama hiçbirini gerçekten dinlemiyor.
Tatil için gittiğimiz yerlerde ya da tarihi mekanlarda dahi resim çektirmek için görsel şablonların sayısı arttı. Mekanın duygusunu ve enerjisini almak yerine aklımıza ilk gelen fotoğraf çektirmek ve anında paylaşmak aceleciliği. Hiç kimse kendini bir başkasından farklı görmesin, gerçekleştirmiyor olsak dahi o duygu her birimizin içerisine yerleşmiş vaziyette. Anlamsızlaşan anlar bizim onlara verdiğimiz değerle yeniden anlam kazanabilir. Tek yapmanız gereken durmak, nefes almak ve farkında olarak anın tadını çıkarmak. Bırakın yetişmesi gereken işler bir süreliğine beklesin. Bırakın telefonunuz bir süreliğine kenarda dursun. Bırakın hayatın koşuşturması bir süreliğine akmasın ve sadece o anın için de yaşayın. Varsa çocuğumuza içten bir gülümsemeyle sarılıp sen tüm işlerden değerlisin diyerek birlikte zaman geçirin. Eşinizle baş başa kalmanın içsel huzuruna varın. Küçük de olsa bağ bahçe işlerini hobi edinin. Doğadaki yaratılan güzelliklere tefekkür nazarıyla bakın… Hayatı anlamlı kılan yaşadığımız bu anlardır. Onlara sımsıkı sarılın çünkü anlamsızlaşan anların en büyük katili, bizim kendi kayıtsızlığımızdır. Sizce en son ne zaman kendinize ve yaşadığınız ana tamamen odaklandınız? Hepimiz farkındayız bu sığlıkların değil mi?
Sağlıcakla kalın…