Ve ben de dahil olmak üzere herkes “balıklama” bu konuya atladı…
Kimisi “olmaz birader, bu resmen paralel belediye kurmak” dedi, kimisi de “Büyükşehir Alanya’ya hizmet akıtacak, Alanya’yı ihya edecek” filan diyerek, minareye “kılıf” uydurmaya çalıştı…
Bu tür tartışmalar ve karşılıklı atışmalar, ağırlıklı olarak “sosyal medya” üzerinden, zaman zaman da gazete sütunlarından hala devam ediyor…
Özellikle Alanya’da bu tartışmalar ve atışmalar devam ederken, kafama bir soru takıldı…
“Çevre illerde durum nasıl, diğer büyükşehir belediyelerinde de böyle bir uygulama var mı acaba” diye merak ettim durduk yerde…
Bu sorunun yanıtını bulabilmek için de küçük çaplı bir araştırma yaptım kendi kendime…
Adana, Mersin, Konya, Kayseri, Muğla, Ankara, Bursa...
Hiçbirisinde “koordinatörlük” diye bir uygulamanın “K” si bile yok…
“Sizin büyükşehir ilçelere koordinatör atadı mı” diye sorduğum gazeteci arkadaşlar, ilk planda soruyu anlamakta bile güçlük çektiler…
“O nasıl bir şey birader” diyen de oldu, konuyu izah ettikten sonra “böyle saçmalık olur mu, siz orada uyuyor musunuz” diye bu garibe “fırça” atan da oldu…
Yediğim fırçaya karşılık olarak, “siz ne anlarsınız kardeşim bu işlerden, sizin büyükşehir belediye başkanlarınız Menderes Türel’den daha mı iyi bilecek, koordinatörlük olmazsa ilçelere hizmet gitmez, salak mısınız siz” diye “fırça atarak” yanıt vermek istedim ama, ilahi bir güç kelimeleri ağzıma tıkadı ne hikmetse…
Uzun lafın kısası hanımlar, beyler “koordinatörlük” gibi bir uygulama, Antalya Büyükşehir Belediyesi haricinde hiçbir belediye bünyesinde yok, bu bir…
“Onlarda yok ama bizde var, yapacak bir şey de yok, madem tecavüz kaçınılmaz, o halde zevk almaya çalışalım” diye düşünüp, yola devam edelim…
Ne dersek diyelim, neyi örnek gösterirsek gösterelim, “kerameti Antalya Büyükşehir’den menkul” olan bu “haşmetli koordinatörlük” meselesi, Alanya’nın kaderi olmaya devam edecek…
Peki, etsin…
Etsin ama hiç kimse “Nalıncı Keseri” gibi, her gelişmeyi ya da gelişememeyi “kendine bari yontmasın”…
Madem ortak amaç Alanya’ya hizmet, Alanya’nın hakkını aramak, tamam arayalım hadi…
Misal, kapanan belde belediye binalarından altı tanesinin Milli Eğitim’e tahsis edilmesi “haksızlığından” başlayalım işe…
Tamam, bu binaların devri konusunda dönemin yetkilileri imza atmış olabilirler…
Geleceği göremeyen, “saf insanlar” oldukları içindir belki, ne bileyim ben…
Bu memleketin Başbakanı bile “biz safmışız, yıllarca kandırmışlar bizi” dediğine göre, bazen “saf durumuna düşmek”, olağan bir şey…
Peki ne yaptı Başbakan…
Kendini “saf durumuna düşürenlere” karşı müthiş bir savaş açtı ve bir anlamda “hatasından dönerek” doğruyu yapmaya çalıştı...
Haydi siz de buyurun…
Madem ortak amaç “Alanya’nın haklarını korumak”, Alanya’ya hizmet etmek…
Bazı “saf insanların” attıkları imzalarla elden giden o binaları tekrar kazandırın Alanya Belediyesi’ne…
Kazandırın da görelim, anlayalım ne kadar “iyi niyetli bir Alanya sevdalısı” olduğunuzu…
Bunu Ak Parti İlçe Başkanı Mustafa Berberoğlu mu yapar, Koordinatör Hüseyin Güney ya da Yardımcısı Nurettin Uludağ mı yapar, bilemem…
Ama birilerinin yapması lazım…
O binalar, Alanya Belediyesi’ne lazım, hem de çok lazım çünkü…
Bunu herkes biliyor…
Bilmesine biliyor ama, “Nalıncı Keseri” gibi, herkes her olayı kendine doğru yontuyor ne hikmetse…
İşte bu durumu “anlamakta zorlanıyorum” şahsen…
Ya da ne bileyim…
“Yazı gelirse ben kazanırım, tura gelirse sen kaybedersin” tutumu ile, “kaybettikleri” halde bile hep “haklı” hep “kazanan” olmak isteyenleri anlamakta zorlandığım gibi…
Kendi haklılığından “çok emin olmak”, diğer farklı görüşleri adeta garipsemek, görmezden gelmek, yok saymak, biraz “kapalı toplum kültürü” olsa gerek…
Ne diyeyim, Allah sonumuzu hayretsin…
Bu da iki…