Her yaz orman yangınlarıyla birlikte sadece ağaçlarımızı değil, suyumuzu, toprağımızı, yaban hayatını ve geleceğimizi de kaybediyoruz. Oysa bilimsel çalışmalar gösteriyor ki büyük yangınların şiddetini belirleyen sadece alevler değil, ormanın taşıdığı yanıcı yakıt yükü. Kuru otlar, sık çalılar ve bakımsız orman dokusu yangının hızla büyümesine yol açıyor. İspanya, Portekiz ve ABD'nin bazı bölgelerinde uygulanan yeni ormancılık anlayışları, karışık türlerden oluşan ormanlar, yangın tampon kuşakları ve düzenli yakıt yönetimiyle yangınların etkisini azaltmayı başarıyor. Alanya ve Antalya gibi Akdeniz iklimine sahip bölgelerde orman ile tarım alanı arasında zeytin, keçiboynuzu, meşe, incir ve nar gibi ekonomik değeri yüksek türlerden oluşan yeşil kuşaklar önemli bir koruma sağlayabilir. Buna kuru ot temizliği, budama artıklarının uzaklaştırılması ve su hasadı uygulamaları eklendiğinde yangın riski önemli ölçüde düşebilir. Yangınla mücadelede yalnızca söndürme uçaklarına değil, önleyici arazi planlamasına da yatırım yapmalıyız. Çünkü geleceğin savunması alevlerle savaşmak değil, yangın yakıtını bilimsel yöntemlerle yönetmektir. Ormanlarımızı korumak, doğayla uyumlu ve planlı bir ormancılık anlayışını hayata geçirmekten geçiyor. Bugün alınacak doğru önlemler, yarının ormanlarını ve yaşam alanlarını koruyacaktır.