Sevgili sanatseverler, merhaba.
Bugün sizlerle, Gaziantep Belediyesi Türk Musikisi Cemiyeti ud sanatçısı ve öğretmen, sevgili Necip Nalçacı Hocamın kaleminden bir yazı paylaşmak istiyorum.
Kendisi; dünü, bugünü ve yarını, geçmiş ile geleceğin sanatsal bakış açısını kendi üslubuyla dile getirmiş.
İyi okumalar…
…Bugün tanbur sazına Tanburî Cemil Bey'den daha hâkim Murat Salim Tokaç, ud sazına Udî Nevres Bey'den ve Cinuçen Tanrıkorur'dan daha hâkim Yurdal Tokcan ve talebeleri mevcuttur. Ancak onların lezzeti ve eşlik zarafeti nâmevcuttur. Gecelerin aydınlığı arttıkça sanat karanlığa gömülmektedir. İnsanların, insan için çabalayacağı çok kıymetli vakitleri, elektronik tuzaklar tarafından harcanmaktadır.
Beste yapmış olmak, yapabilmek sanatkarlık adına bir özelliktir, ancak tek başına icradaki başarıyla alakası yoktur. Murat Salim Tokaç buna örnektir. Kemik mızrapla çelik tellere vurduğunuz bir sazda, sesin alçaklığını, yüksekliğini ayarlamak en büyük maharettir. Ben, tanburu ancak birkaç kişinin çalabildiği bir saz olmasından, ses şiddeti ayarlamasının aşırı zor olmasından dolayı sevmem. Günümüzde Murat Salim Tokaç en başta olmak kaydıyla, Özata Ayan, Murat Aydemir gibi çok iyi ve yetenekli icracılar vardır.
Zira, sui misal, misal değildir. Doğrunun alternatifi olmaz. Büyük icracı Bekir Sıdkı Sezgin, icrasından şahsen tatmin olduğu şarkıyı ömür boyu bir daha asla icra etmezdi. Bu derecede özdenetim sahibi kaç insan tanıdınız? Mesele burada yatıyor. Sanatkârın hası, umumiyetle ince hastalıktan, sekte-i kalpten, vb. sanatkâra yakışacak bir saikten terk-i dünya eder.
Müziğimizin en kadim sazı olan neye tâbi olmak iktiza eder. Ne der ney? Pes sesler kısık, tiz sesler hızlı üfleyerek elde edildiği için yüksek tonda tezahür eder. Bu altın kural, genellikle çoğu müzik cümlesinde kullanılır ve olumlu sonuç verir. Ancak bizim müziğimiz melodik olması bakımından her bir ölçü için azami dikkat gerektirir. Her bir ölçü, kendi içinde bir müzik cümlesi oluştururken, her bir notanın o müzik cümlesi içindeki frekansını kulak algılamalı, el doğru noktaya basmalıdır. Bu noktada sesin frekansı, şiddeti, genliği önem kazanmaktadır. Sadece notada olanı, tek bir (en yüksek) ses şiddetiyle çalmaya icra denmez. Bütün notaları aynı şiddette müzik cümlesi olamaz. Zira insan konuşmasında da sesin şiddeti değiştirilerek vurgu oluşturulmadığı zaman, konuşma anlam kaybetmektedir. Saz çalan kişi sazıyla müzik cümleleri kurmalıdır. Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı adlı kitabında vurguladığı gibi, sanatın her alanı, bir anlatı, bir ifadeye vurgu yapmalıdır. Anlamsız bir tek işaret, nota, renk, boya olmaz. Sanat, ancak şiddetli baskı altında gizli mesajlar vermeye odaklanır. Dmitri Dmitriyeviç Şostakoviç, Stalin dönemi Rusya’sında eser verirken içindeki mesajları gizleyememiş, defalarca Stalin tarafından eleştirilmiş ve tehdit edilmiştir. Dinlediğiniz, izlediğiniz, gözlediğiniz herhangi bir şey, olumlu veya olumsuz bir anlam içeren bir yapıdaysa, sanat eseri olma istidadını kaybetmiştir. Mesajı algılanamıyorsa, çıktığı ruhun özelliklerinden şekillenip başka bir ruha aktarılamıyorsa, sanatsal kimliğe sahip değildir.
Şu durumda, arabesk, fantezi, ıvır, zıvır gibi yaftalar da anlamını kaybetmektedir. Kimlik ve kişilik hissettirebiliyor, kültür sahibi, algı gözü açık insanlarca anlaşılabiliyorsa, sanattır. Sanat, zırcahil tarafından algılanamaz. Zırcahil kendi metaforunda boğulur gider; benzetme ne kadar dangalakçaysa, o kadar çok beğeni toplar. Günümüzde, sanattan anlamayanlar veya sanat düşmanları tarafından beğeni miktarına dayalı değerlendirme yapılması bu nedenle olmaktadır. En çok bağıran, en kalabalık toplulukla sahneye çıkan, sahnede alanının dışında gösterilere mahal veren herkesin aldığı yüksek alkış, cehaletin sınır tanımaz cesaretindendir. Birbirinden destek alarak, ahlak-ı umûmîye mugâyir karakterleri sanat güneşi ilan etmek, alkışlamak, bunlara söz bile söyletmemek bu bağlamdadır. Ayyaş, sarhoş, ahlaksız karakterler, gerçekten sanatçı bile olsa, hoş karşılanmamalıdır.
Toplumsal çözülme, toplumsal normların yıkılmasıyla başlar. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demek bu anlama gelir. Sanat, basit ve eğlencelik bir şey olamaz. Onun için, davul zurnayla sanat ortaya koyulamaz. Müzikal sanat çok daha fazla derinliğe sahip olmalıdır. Liberalizm, insanları en basit şeyle eğlenen, vaktini eğlenceyle geçiren, eğlenmenin özenilecek, aranacak bir şey olduğuna inandıran bir yönetim felsefesidir. Basitlik, her zaman kolay algılana bilirlik açısından önemli olsa da sanatta doğru örnek olarak gösterilemez. Sanatta bir miktar karmaşıklık vardır. Karmaşıklık yoksa da uyum vardır; birbirine uyan sesler bir müzik cümlesi oluşturur. Bu uyum estetik kavramı içinde yer alır. Estetikten yoksun sanat olamaz.
Karanlık ve uzun geceleri artık elektrik aydınlatıyor. Her türlü kültürel kazanım, yatmadan önceki çalışmaların uykuda pekişmesiyle gerçekleşir. Bir asırdır bu yok oldu. Eskiden her evde radyo bile yokken, şimdi evdeki her bireyin akıllı telefonu var. Toplu taşımada veya daha geçen hafta sınıfta ders esnasında gözlemlediğim gençler, telefondan saçma sapan videolar izleyerek, ilkokul çocuğu düzeyinde oyunlar oynayarak, okey vb. saçmalıklar oynayarak zamanlarını boşa harcıyor. Her bir gencin har vurup harman savurduğu zaman, tüm toplumun geleceğinden çalınan en değerli hazinedir. Eğitimin olmadığı yerde türlü çeşit iptila hasıl olur.