“Her sabah magnezyum alıyorum, D vitamini kullanıyorum, omega-3’ü hiç aksatmıyorum. Ama hâlâ yorgunum, uyku kalitem değişmedi, kramplarım da devam ediyor.”

Bu cümleleri oldukça sık duyuyoruz. Ardından da çoğu zaman aynı soru geliyor:

“Peki, neden faydasını görmüyorum?”

Belki de önce başka bir soru sormak gerekiyor: Bu takviyeye gerçekten ihtiyacım var mı?

Çünkü bir takviyeden fayda beklemeden önce yalnızca hangi ürünü alacağımıza değil; ne için aldığımızı, hangi formun bizim için uygun olduğunu ve ondan ne beklememiz gerektiğini bilmek gerekiyor.

Çünkü her yorgunluk demir eksikliği, her kas ağrısı magnezyum eksikliği, her unutkanlık da vitamin yetersizliği anlamına gelmiyor. Düzensiz uyku, stres, yetersiz veya dengesiz beslenme, hareketsizlik, kullanılan ilaçlar ya da başka sağlık sorunları benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Üstelik yaş, beslenme biçimi, fiziksel aktivite, gebelik-emzirme dönemi ve bazı hastalıklar kişinin ihtiyacını değiştirebiliyor.

Bu nedenle bir yakınımıza iyi gelen takviyenin bizim için de gerekli veya uygun olduğunu varsaymak doğru değil.

Bu yazıyı, ilerleyen dönemlerde farklı takviyeleri konuşacağımız bir yazı dizisinin ilk adımı olarak düşünebilirsiniz. İlk durağımız ise magnezyum. Çünkü hem oldukça sık kullanılan hem de hakkında en fazla soru işareti bulunan takviyelerden biri.

Önce ihtiyacı anlamak

Magnezyum kullanmaya başlama nedenimiz çoğu zaman yorgunluk, uyku problemi veya kas krampları oluyor. Ancak bu şikâyetlerin varlığı tek başına magnezyum eksikliğini göstermez.

Örneğin bir kramp; sıvı kaybı, yoğun egzersiz veya kullanılan başka bir ilaçla ilişkili olabilir. Yorgunluğun nedeni ise uykusuzluktan beslenme düzenine kadar pek çok farklı faktör olabilir.

Dolayısıyla ihtiyaç değerlendirilirken beslenme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar ve gerektiğinde laboratuvar sonuçları birlikte ele alınmalıdır.

Magnezyum vücudumuzda pek çok farklı süreçte rol oynar. Kas ve sinir fonksiyonları, enerji metabolizması, kemik sağlığı ve normal kalp ritmi bunlardan birkaçıdır. Yetersizliğinde kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve kas krampları gibi belirtiler görülebilir; daha ciddi yetersizliklerde kalp ritmiyle ilgili sorunlar da ortaya çıkabilir. Uyku sorunları, anksiyete, baş ağrıları, kabızlık ve adet öncesi bazı belirtiler de magnezyumun rolünün araştırıldığı alanlar arasında yer alıyor.

“Magnezyum aldım” demek aslında yeterli değil.

İhtiyacımız olduğuna karar verdik. Peki hangi magnezyum?

İşte çoğu kişinin gözden kaçırdığı nokta burada başlıyor. Magnezyum tek bir formda bulunmuyor. Oksit, sitrat, klorür, laktat, bisglisinat, malat, L-treonat ve taurat gibi farklı formları var. Bu formlar çözünürlükleri, emilim özellikleri ve bağırsaklar üzerindeki etkileri açısından birbirinden farklılık gösterebiliyor.

Örneğin magnezyum oksidin emilimi bazı formlara kıyasla daha düşükken, bağırsaklar üzerindeki etkisi nedeniyle kabızlık amacıyla kullanılan ürünlerde karşımıza çıkabiliyor. Magnezyum sitrat ise iyi emilebilen formlardan biri ve hafif laksatif etkisi nedeniyle hem magnezyum desteğinde hem de kabızlık şikâyetlerinde tercih edilebiliyor.

Bisglisinat genellikle daha iyi tolere edilmesi nedeniyle tercih edilen formlardan biri. Özellikle uyku, gevşeme ve stres başlıklarında oldukça popüler olsa da bu amaçlarla kullanımına ilişkin kanıtların her birey için kesin sonuç verecek düzeyde olduğunu söylemek mümkün değil.

Malat, enerji metabolizmasıyla ilişkilendirilerek özellikle yorgunluk ve enerji desteği amacıyla öne çıkarılırken; L-treonat beyin ve bilişsel işlevler üzerindeki olası etkileri nedeniyle araştırılıyor. Taurat ise kardiyovasküler sağlık ve kalp ritmi başlıklarında gündeme geliyor.

Ancak bu bilgileri “Her şikâyetin bir magnezyum formu vardır” şeklinde yorumlamamak gerekiyor. Bazı kullanım alanları klinik uygulamalarda veya ürün pazarlamasında öne çıkarken, bilimsel kanıtların gücü formdan forma değişebiliyor.

Bu yüzden “En iyi magnezyum hangisi?” sorusunun herkese uyan bir cevabı yok.

Daha doğru soru şu:

“Ben magnezyumu hangi amaçla kullanıyorum ve benim için hangi form daha anlamlı?”

Peki doğru ürünü seçmekle iş bitiyor mu?

Ne yazık ki hayır.

Takviyelerde düzenli kullanım kadar doğru kullanım da önemli. Birkaç gün kullanıp hemen sonuç beklemek, kullanılan ilaçlarla olası etkileşimleri göz ardı etmek veya beklenen etki görülmeyince dozu kendi kendine artırmak doğru bir yaklaşım değil. Üstelik daha fazla almak her zaman daha fazla fayda anlamına gelmez. Yüksek miktarlarda takviye magnezyumu ishal, bulantı ve kramplarına neden olabilir.

Bir kapsülden ne bekliyoruz?

Bir kapsül almak kolaydır. Hızlıdır, somuttur ve bize “Sağlığım için bir şey yaptım” hissi verir.

Oysa düzenli uyumak, dengeli beslenmek, hareket etmek ve günlük alışkanlıklarımızı değiştirmek çok daha fazla emek ister.

Takviyeler, gerçekten ihtiyaç duyulduğunda vücudun gereksinim duyduğu bazı besin ögelerinin karşılanmasına yardımcı olabilir. Ancak hiçbir kapsül; yetersiz uykunun, düzensiz beslenmenin, hareketsizliğin ya da altta yatan başka bir sağlık sorununun yerini tutamaz. Çünkü takviyenin amacı sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerine geçmek değil, ihtiyaç olduğunda onları desteklemektir.

Bu nedenle bir takviyeye başlamadan önce kendimize şu soruları sormalıyız:

Gerçekten buna ihtiyacım var mı?

Benim için hangi form uygun?

Ve en önemlisi, bu takviyeden gerçekçi olarak ne bekliyorum?

Çünkü bazen sorun takviyenin işe yaramaması değil, ondan yanlış şeyi bekliyor olmamızdır.

Doğru başlangıç, raftaki ürünü seçmek değil; ihtiyacı anlamaktır.