Dünya tarihi açısından da ,milletimizin tarihi açısından da toplumun önüne düşmüş, topluma göre çağının bir adım önünde yaşamış kadınlarla dolu tarih sayfaları. Binlerce örnek sıralanabilir. Ya yönetici olmuşlar ya sanatkar ya bilim insanı ya da dini ve milli bir kahraman olarak toplum hafızasına nakşedilmiş insanlar bunlar. Bazen o toplumun kaderini ve tarih akışını değiştirmiş kadınlar .Hristiyanlar ve iman esası olarak da bizim Hz Meryem’e bakışımız belli. Hala bütün dünyanın sosyo-kültürel yapısına, dini anlayış ve iman esaslarına tesiri devam etmekte. Mısır Firavun eşleri, ilk kadın edebiyatçı Sappho, Alanya’yı da ilgilendiren Kleopatra, Rus çariçesi Katherina, Florance Nightingale, Rahibe Teressa ,İngiltere’nin son 70 senesine hükmeden kraliçe Elizabeth ,adı Tevrat ve Kur’an’da geçen Saba Melikesi Belkıs gibi pek çok kadın dünyaya tesir bırakmışlar.Hz Asiye ,Hz Rabia, Hz Hatice, Hz Ayşe (ki müthiş bir dimağı vardı ve Hz Peygamberden gelen hadislerin çok büyük bir oranının ravisidir),Peygamber kızı Hz Fatıma ,Abbasiler devrinde bir tas suyun bir altına satıldığı hac dönemlerinde hacıların su ihtiyacı için 60 km öteden onbinlerce altına su kanalları inşaa ettirip bedeva dağıtan Harun Reşid eşi Zübeyde gibi kadınlar da bizim kültür ve inanç dünyamızın kadın kahramanları.Milli tarihimiz açısından da çok tesirli kadınlarımız var malum. Orta Asya ‘da hatun hemen hakanın yanında her daim yerini almış,çadırın adeta direği olmuş,hatta meşhur Amazon kadınları namıyla savaşçılıklarıyla efsaneleşerek nesillerin dimağlarına nakşedilmişler. Selçuklu’da Altuncan Hatun, Anadolu Selçuklularında Anadolu’yu Anadolu yapan analarımız ve kadınlarımızın en müşahhas örneği ise Baciyan-ı Rum denilen destansı kadınlarımız ,Gevher Nesibe Hatun, Honat Hatun gibi saray kadınları da Türkiye tarihinin müstesna köşesinde duruyorlar. Hele hele bir isim var ki ,bütün ciddi tarihçileri ortak kanıda buluşturmuş bir kahraman. Hayme Ana. Bugünkü Haymana ilçemizin isim anası. Neredeyse bu iş olmayacak en iyisi biz dönüp gidelim denilen dönemde Kayı boyunun önüne düşüp adeta onlara ruh üfleyen kadın. Osmanlı tarihi boyunca gerek Türk kökenli gerekse soy yönüyle Türk olmayan ama çocuk yaştan itibaren kültür yönüyle Türk olan yüzlerce saray kadını da damgasını vurmuş çağına ve çağlara.Hürrem Sultan,Kösem Sultan,Mihrimah Sultan,Bezm-i Alem Valide Sultan bunlardan çok bilinenleri. Toplum hayatında ise binlerce Osmanlı dönemi kadın sanatkar,besteci,şair,ressamlar da toplumda ciddi tesiri görülmüş kişiler.Osmanlı son dönemi milli kahramanlarımızdan birisi de Nene Hatun.Bir şehrin kurtuluş sembolü.Hele hele Cumhuriyet tarihimizin Şerife Bacıları,Gördesli Makbuleleri,Kara Fatmaları,Kılavuz Hatice,Çete Ayşeleri,Fatma Seherleri,Halime Çavuşları gibi yüzlerce kadın kahramanımız milli tarihimizin en unutulmaz köşesinde yerini korumaktadır.Atatürk’ün annesi Zübeyde hanımın Atatürk’teki vatan ve millete dair duyguların ilk aşısını vurmuş olması muhakkak.Cumhuriyetle birlikte yetişen kadın kahramanlarımızın sayısı çok ama çok fazla lakin özel konumuz tarih boyu örnek Alanya kadınları olduğu için genel bilgilendirmeyi burada kesmek iktiza eder.
KLEOPATRA (MÖ 69- MS 30)
Alanya malum çok kıymetli bir yer.Alanya tarihine damgasını vurmuş ne kadar erkek varsa onların yanı başında da bir kadın mutlaka var.Bu çok açık bir gerçek.Antik çağdan beri varlar.Mesela Tea Filopator.7.Kleopatra resmi adıyla anılan ama halk arasında KLEOPATRA denilen ,dünyanın gelmiş geçmiş en tesirli,en güçlü beş kadınından biri. Döneminin dünya siyaset dengeleriyle oynayan,zekası ve güzelliğiyle etki alanındaki herkesi evirip çeviren bir kadın.Alanya tarihi açısından da zikredeceğimiz bir kadın. Bu gün adını plajlara ve doğal havuzlara verdiğimiz kadın.Sadece Alanya’da değil çevre il ve ilçelerde de ya kendi adıyla bilinen ya da çocuklarının adıyla bilinen yer isimleri var.Mesela Fuğla Burnundaki Ptolemais Antik Kenti bunlardan birisidir.En önemlisi ise Roma imparatorları Sezar ve Antonius ile evlilikleri ve Antonius’un Kleopatra’ya Elikesik sınırlarındaki antik kent olan Hamaksiya yani Sinek kalesi antik şehrini vermiş olmasıdır.Amasyalı Strabon Coğrfaya adlı eserinde öyle der.Mısır donanması için Kleopatra bu liman kenti marifetiyle Torosların sedir ağaçlarını taşımış ve güçlü bir ticari vaha yaratmıştı burada.Rivayete göre Alanya kalesinde de kalan Kleopatra buradan gizli bir tünelle ,yerel halkın kırk merdiven dediği bir geçitle kale arkasındaki denize iner ,burada yıkanır ve Kleopatra havuzu denilen büğet vari yerde bulunan tatlı suyla durulandıktan sonra sarayına geri çıkarmış .Öyle ya da böyle Alanya tarihinin ilk etkin kadını Kleopatra’dır ve buralara damgasını vurmuştur.Kaldı ki bugün turizm anlamında bir kimlik oluşmasında etkilidir ve hala halkın kazanç kapısı olmaya devam etmektedir.
HONT HATUN (HONAT HATUN,MAHPERİ SULTAN ) (13.YY)
Bu isim sadece Alanya tarihini değil,Alanya’dan çıkmış ,başka kültürlerle var olmuş ama bambaşka kültürlere evrilmiş çok enteresan bir isim.Malum fetih öncesi Alanya’yı yöneten yerel bir feodal bey var burada.Kir Fart adı.Gerçi bu kişi de Türk fethinden sonra Müslüman oluyor ,hatta oğullarıyla birlikte Selçuklu safında Bizans ve diğer tekfurlara karşı savaşıyor ve nihayetinde şehit olarak hayatını tamamlıyor.Peki bi Hont kim?İşte bu anlattığım başkalaşan hayat sahibi eski Alanya yani Kaloros feodal beyi Kir Fart’ın dillere destan güzelliği ve zekası olan kızı.Fetih sonrası hem Alanya’yı hem de kızını alan I.Alaeddin Keykubat bu eşiyle birlikte yazın Konya sarayında kışın ise Alanya sarayında yaşamına devam ediyor.Lakin hoşgörü siyaseti gereği İslam olması için zorlanmıyor.Öyle ki kocası döneminde Müslüman olmuyor.(Bazı kaynaklar son döneminde olmuştur der).O’ndan olan oğlu 2.Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Müslüman olduğu düşüncesi daha yaygın. Öyle ki,iç kaledeki kilisenin camiye çevrilmemesini Honat hatuna bağlayanlar bile var.Orada ibadetini yapar ve ev içinde anne ,saray içinde ise hanım sultanlık görevini yapardı. İslam olduktan sonra Mahperi Hatun adıyla anılıyor ve adeta bu dönemden sonra tarihe damgasını vuruyor.1238 yılında Kayseri’de yaptırdığı külliye yani içinde medrese,cami,hamam,türbe ,aşevi gibi bölümlerin olduğu yapı kompleksi ile ün kazanıyor.Halka hizmetler veriyor.Yüzlerce yıl bu devam ediyor.Fakir ve fukaraya,okumak isteyenlere ve bilim adamlarına sahip çıkıyor.Ama en ilginci de şudur ki o güne kadar ve sonrasında da görülmeyen bir ifade ile kitabe ve levhalara adı nakşediliyor.Malum oğlu 2.Gıysaddin Keyhüsrev Selçuklu belki de Türk tarihinin en bahtsız, belki basiretsiz ve zeka seviyesi düşük sultanlarından.Hacıgökmen hocamızın araştırmaları sonucu yapılan DNA incelemelerinde sultanın sağ loplarının gelişmediği ve bıngıldak denilen yumuşak bölgenin sağ tarafının kafa tasına dönüşmediği anlaşılmıştır.O nedenle selef sultanlara göre dirayet,basiret ,zeka ve akıl yönüyle geridir. Hal böyle olunca Honat hatun devlet yönetiminde etkili oluyor ve kitabelerde “Saffet’üd dünya ve’d din Mahperi Hatun” .Yani din ve dünyanın yüz akı ifadesi yer alıyor.Bu ifade Hacıgökmen hocamıza göre sadece sultanlar için kullanılabilecek bir ifade.Oğlu düşük profilli kalınca ve kendisi de devlet yönetiminde de etkili olunca bu ifadelerin olması kaçınılmaz oluyor haliyle.Hem babasının Alanya’daki saltanat dönemini hem de oğlunun Anadolu’daki saltanat dönemine şahitlik etmiş,Alanya’dan çıkmış çok etkili bir kadın olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.
SİTTİ ZEYNEP ( 16 .YY)
Yaşamı sırasında Alanya insanına ne gibi bir etkisi olduğunu bilmiyoruz.Aslında kim olduğu da kesin değildir.Bir rivayete göre 7. Yy ‘a kadar yaşamını indirenler var.Hz Ali’nin torunu Zeynelabidin’in kızı Sitti Zeynep olduğu rivayet edilse de hiçbir tarihi kaynak yoktur.Lakin 16. yy erenlerinden Şıh Alaeddin Ali Semarkandi’nin oğlu Zeynel Abidin’İn kızı Sitti Zeynep olduğunu diyenler daha güçlü durmaktadır.Türbe klasik bir Osmanlı eseridir ve Bektaşi Türbesi olma ihtimali yüksektir.Evliya Çelebi 17.yy Alanya’ya gelince türbeyi birkaç tane Bektaşi fukarası beklemektedir ifadesini düşmüştür.Halk arasındaki inanca göre de Alanya’da bulunan 7 ermiş kardeşten bir tanesidir.Şimdi bütün bu bilinmezler içinde bilinen şu ki; ölümünden sonra Sitti Zeynep’in hala etkili bir kadın olması durumudur.Türbesine dilek dilemeye gidenler,eşiyle sorunları olanların gitmesi,eşi alkolik olanların ,amansız hastalıkları olanların gitmesi yatırın psiko-sosoyolojik ve teolojik tesirini göstermektedir.
Tabi Alanya kırsalında Gökbel yaylası üzerinde bulunan Uzun Ayşe türbesi de halkın ziyaret ettiği yerlerdendir.Sevdiğini almak isteyen Ayşe adında bir kızın babası tarafından öldürülmesi üzerine halkın burayı ziyaretgah yapması ve bu çerçevede bazı inançların gelişmesi meseleye mistik bir hava vermiş ve Alanya halkına ölümünden sonra tesir eden kadınlar arasında gösterilmesine neden olmuştur.Bu olayın batı Alanya versiyonu da vardır elbette.Geyik dağında bir ziyaretgahı oluşturulan Sultan kadın türbesine gidenler çocuğu olmayan insanlar.”Dolandım geldim yanına ,bir bebek ver kucağıma “ ritüel ve söylemleri kadının ölüm sonrası Alanya yöre halkına tesirini göstermesi bakımından önemlidir.
ŞERİFE ZÜBEYDE FİTNAT HANIM ( .?./1780)
Alaiyeli bir aile olan ve Alaiyeli olmakla her daim anılmayı seven alimlerin ,kadıların,kazaskerlerin ve şeyhülislamların da olduğu Alaiyelizade namıyla maruf bu ailenin kızıdır.Şeyhülislam Mehmet Esat Efendinin kerimesidir.Babası,dedesi,anneden dedesi ,kardeşi ve yeğeni de şeyhülislamlık yapmış kültürlü ve nüfuzlu bir ailedir. 18. Yy önemli kadın simalarındandır.Öyle ki Tanzimat dönemi edebiyat çevrelerinde “Hanımefendi hazretleri “ ya da “Şairler kraliçesi “ gibi sıfatlar verilmiş ,klasik edebiyattaki kadın şairlerin en meşhurudur.Kendisinden sonra gelen divan şairleri için zirve kabul edilmiştir.Kendisi ailesinden dolayı yüksek bir tahsil almış ,kendisini de son derece yüksek perdeden yetiştirmiş bir şairdir.Hayatındaki en olumsuz olay ise şiirden hoşlanmayan,basit ruhlu bir adam olan ilmiye sınıfından Derviş Mehmet Efendi ile olan evliliğidir.Kendisine ait bir şiir divanı vardır.Bu eserin 31 el yazması ve 4 matbu nüshası vardır.Divanında 60 gazeli vardır ve 4 tanesi de kasidedir.Daha çok gazellerinde başarılıdır.Bazı gazelleri bestelenmiştir.Bir kaçı hariç genelde çevresindeki erkeklere nazire olarak yazılan şiirlerdir.Özellikle Ragıp Paşa’ya olanları en meşhurudur. Fıkralarıyla da meşhurdur.Şiirlerinin konusu genelde kanaatkar olmak,dünya malı ve mevkiilerine önem vermemek,felekten şikayet gibi konulardır.”Bahariye “ adıyla bilinen kasidesini 1.Mahmut’a yazmıştır.Pek çok eserindeki önemli kişilere ait tarih düşmeleri o kadar beğenilmiş ki yaptırılan pek çok cami vb hayratın kitabelerine geçirilmiştir.Küçük divanıyla (divançe) meşhur olmuştur.Bunun da 20 ‘den fazla el yazması nüshası İstanbul’un değişik kütüphanelerindedir.
Çok tutunmuş dört de şarkı güftesi bulunan Fıtnat’ın meşhur gazellerinden bazıları bestelenmek suretiyle daha da yaygınlık kazanmıştır. “Âferin erbâb-ı aşkın kuvvet-i bâzûsuna” mısraı ile dillerden düşmeyen gazeli hemen yazıldığı çağda bestekâr Halim Ağa (ö. 1789) tarafından hicaz makamında, “Güller kızarır şerm ile ol gonca gülünce” mısraı ile başlayan ve kendisinden bahsedenler kadar kendisinden yapılan seçmeler için vazgeçilmez şiiri olan gazeli ise XIX. asır sonlarında bestekâr İbrâhim Ağa tarafından hicâz-ı hümâyun makamında ve nakış ağır semâi usulünde, ikinci defa olarak da Bolâhenk Nûri Bey tarafından hüseynî makamı ile nakış aksak semâi olarak bestelenmiştir.
Fıtnat Hanım’ın şöhret bulmuş, beğenilmiş şiirlerinden bazılarının XIX. yüzyılın başından itibaren Batı dillerine yapılmış şu tercümeleri görülür: Rosenzweig, “Gasele der türkischen Dichterin Fitnet, Text und Übersetzung” (Fundgruben des Orients, I [1809], s. 234-235); Ch. Schefer, “Poésie turque: Fitnet, femme-poète du XVIIIe siècle” (Revue de l’Orient, 2, [1843], s. 91-93). A History of Ottoman Poetry’sinde Fıtnat’a takdir dolu sayfalar ayıran H. W. Gibb, burada ondan seçtiği beş şiirin tercümelerini verdiği gibi (1905), ondan önce Turkish Litterature adlı eserinde de (London 1882) bir gazeliyle müseddesinin İngilizce manzum tercümelerini yapmıştır. Onun etrafında teşekkül eden literatürde “zamanının yegânesi, varlığı ile Osmanlılığın iftihar edeceği bir kadın olduğu”, “böyle bir kadının en ileri milletlerin bile kadınlarına şeref vereceği” gibi hüküm ve değerlendirmelerle karşılaşılır. Yaşadığı ortamı aşmış, Osmanlı kadınlığının sesini duyurmuş bir kadın olarak kendisine saygı gösterilir, ismini edebiyat tarihinin hürmetle anacağı kadınlardan biri olduğu ifade edilir.Divan edebiyatında kendisinden sonra gelen kadın şairler onu bir zirve gibi görmüşler, kendilerinin onun mertebesine erişebilecek kabiliyet ve seviyede olmadıklarını ifade etme ihtiyacını duymuşlardır. (İslam Ansiklopedisi).
Eserlerinden örnekler:
ŞARKI
Beni derdinle yeter zâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Leblerin derd-i dile dermandır
Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Ruhların taze gülü handandır
Sühanın mürde-i aşka candır
Yok mu insâfın a zalim söyle
Âşık-ı zâre cefâ kârındır
Öldüren gamze-i hunharındır
Eden ihyâ yine güftarındır
Yok mu insâfın a zalim söyle
Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr
Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr
Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr
Yok mu insâfın a zalim söyle
GAZEL
Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler
Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler
Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın
Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler
Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal
Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler
Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri
Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler
Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar
Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler
Eserleri içinde aşağıdaki şarkı çok meşhurdur.
Güller kızarır şerm ile ol gonca gülünce
Sünbül ham olur reşk ile kâkül bükülünce
Anka dahi olursa düşer pençe-i aşka
Sayd-ı dile sehbâz-ı nigâhın süzülünce
Ol gonca-i nâ-şükûfte olur gül gibi handân
Şebnem gibi eşk-i dil-i şeydâ dökülünce
Her târı birer mâr oluyor gene-i hüsnünde
Ruhsârına zülf-i siyehin şâne bulunca
Can virmek ise kasdın eğer aşk ile Fıtnat
Hâk-ı der-i dildârdan ayrılma ölünce
***
Güller utanıp kızarır, o gonca gibi güzel gülünce.
Sünbül kıskançlıktan eğilir o saç bükülünce.
Ankâ bile olsa askın pençesine düşer.
Bakışın doğanı gönlü avlamak için süzülünce.
O açılmamış gonca gül gibi güler açılır;
Çılgın gönlün gözyaşı, çiy gibi dökülünce.
Her bir teli yılan gibi oluyor güzellik hazinenin,
Siyah saçın, taranmaya başlayıp yanağına dokununca.
Ey Fıtnat, amacın aşk ile can vermekse,
Sevgilinin kapısı önündeki topraktan ayrılma ölünce.(Antoloji.com )
1780 tarihinde İstanbul'da vefat eden Fitnat Hanım'ın mezarı Eyüp Sultan semtinde Hazreti Halid türbesi haziresindedir
AYN’ÜL HAYAT HANIM ( HAYATE HANIM ) ( 19.yy )
Yakın tarih Alanyamızın en müşahhas kadınlarının başında geliyor Hayate hanım.Resmiyetteki adı Ayn’ül Hayat. İsmi gibi dönem Alanyasının kızlarına ve erkeklerine adeta hayat vermiş.Odabaşılar ailesinin bir mensubu .Eşi Mehmet Arslan bey de kereste ticareti ile uğraşıyor.Haliyle Mısır İskenderiye ili ve Alanya arasında gidip geliyorlar.Eğitimi,görgüsü yüksek bir hanım.Her memlekete gelişinde kıyas yapma imkanına sahip oluyor.Birgün 1888 yılında Alanya’da birlikte sohbet ettikleri akraba hanımlara ve kızlarına bana neden mektup yazmıyorsunuz deyince akraba kızları Alanya’da okul olmadığını söylerler.Maddi gücü yerinde olan Hayate hanım derhal gerekli talimatları buradaki tanıdıklarına vererek 1891 yılında bugünkü Hayate Hanım ilkokulunu yaptırmış olur. Tabi o zamanki adı Kız Mektebi. Osmanlı dönemi olduğu için karma eğitim yok henüz. Sonraki dönem adı İlk Mektep. Hayate hanım kız çocuklarının eğitim alması meselesini idrak etmiş nadir insanlardandır o dönem.Bu Alanya tarihinde bir dönüm noktasıdır adeta.Açıldığı dönemde Kız Mektebi adıyla bilinen okul bir dönem Atatürk’ün Zafer gemisiyle Alanya’ya gelmesinden dolayı Zafer okulu adını alsa da Haşim Yetkin hocamızın girişimleriyle aslına rücu etmiş ve yaptıranın adı verilmiştir.Hayate hanım hastalığından dolayı yayla havası iyi gelir düşüncesi ile Türbelinas (Durbannas) yaylasına bir konak yaptırır.O bölge köyü olan Dere köyüne de kocasının kardeşi olan Mustafa Arslan bey ile birlikte bir de Erkek Mektebi yaptırıyor.Sonraki dönemlerde yeni okullar yapılıyor,taşımalı eğitim derken bina atıl kalıyor.Aynı dönem Mahmut Seydi köyüne de Hamdullah Emin Paşa da okul yaptırınca ,dönemin nazırından Maarif Nişanı alıyorlar. Bu Alanya için önemli bir olay o dönem tabi ki. Yaylada şifa bulamayan Hayate hanım geri döndüğü Mısır’ın İskenderiye şehrinde yaşamını yitirmiştir.
NURCAN OKAN
Sadullahoğlu ailesinin kızı ,Hüseyinağalar ailesinin gelini.Alanyamız için son derece önemli bir kadın olduğunu düşünüyorum.Zira on yıllardır başında olduğu Alanya Kadınları Yardımlaşma Derneği’nin Alanya kadın ve kızlarına yaptığı katkılar ve destek çok ulvi.Haşim Yetkin hocamızın ifadesiyle efsane başkan.Derneğinin adına Haşim hocamın kitap yazması bile ne kadar önemli olduğunun açık göstergesi.Yetim kızlarımızın ,tahsil görecek kızlarımızın ve evlenecek kızlarımızın on yıllardır hep yanında.Sadece Alanya kız ve kadınlarına dönük faaliyetleri bile çok kutsal.Hakkında konuşulmasını,gazetelerde haber olmasını asla ama asla istemeyen bir duruşu ve yapısı var.Adeta bir iyilik meleği gibi.Umarım uzun yıllar sağlıkla kadınlarımızın yanında olmaya devam eder.
GAYE COŞKUN
Günümüz Alanyasının en etkin kadınlarının başında gelmektedir. Bunu mesleği ,donanımı ve kişiliği yönüyle başardığını biliyoruz.Bu nokta çok önemlidir.Zira daha önce Alanya’ya tesir eden kadınları anlatırken ya bir kraliçe,sultan oluşu,ya bir din ulusu oluşu ya da güçlü bir aristokrat aileden geliyor oluşu ön plandaydı ve bu payelerin başarılarındaki etkisi tartışılmazdı.Gaye hanım inancım o ki bu dönem Alanyası,Antalyası,Akdeniz bölgesi ve Türkiye çapında önden giden kadınlarımıza örnek gösterilebilecek bir duruşu var.35 yıllık gazeteci ,televizyon program yapımcısı ve meslek örgütü idarecisi.Alanya’nın ilk kadın Gazeteciler cemiyet başkanı,Akdeniz Gazeteciler Federasyonu başkanı ve Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu genel başkan yardımcı. Alanyamızda daha önce bu anlamda etkili başka bir kadın çıkmamıştı.Bu yönüyle de Alanyamıza tesir eden ve önden giden kadınlar kategorisinde haklı bir konuma sahip.Tabi Türkiye’nin en etkili kadın hakları hareketi olan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyon üyesi ve haliyle Türkiye Kadın Hakları Derneği Alanya şubesi kurucu başkanı olması bu güçlü duruşun en somut örneklerinden.Yaptığı televizyon programları ve gazeteciliği ile Alanyamızda pek çok konuda yeri kolay kolay doldurulamayacak bir konuma sahip.Daha uzun yıllar sağlıkla,başarıyla bu etkisini sürdürmesini diliyorum.
ÖZETLE..;
Alanya kadını yüzyıllardır hep farkındalığını konuşturmuş bir yapıya sahip.14.yy’da Alanya’ya gelen İbn-i Battuta bile Alanya kadınlarının misafirleri erkekleriyle birlikte ilgilendikleri ve toplum hayatının merkezinde olduğunu ifade eder.Hatta kadınlar yaptıkları yufka ekmek ve şepitleri seyyaha göndermişler ve geçmişlerimize dua ediversin diye de dilekte bulunmuşlar.Hem Selçuklu hem de Osmanlı dönemi Alanya kadını kocasının hemen yanında,yaşlanınca da evin ve sülalenin ocağının baş köşesinde ölünceye kadar büyük saygı görmüştür.Öyle ki Alanya yerel ağzında “Karı Paşa” ifadesi bu saygınlığın erkekler ağzındaki ifadesinin tezahürü olagelmiştir.
Balkan Harbi yıllarında 157 erkek şehit veren Alanya kadını çocuklarına,evine ve tarlasına tek başına bakmış ve hayatın zorluğunu göğüslemiştir.1.Dünya Savaşı sırasında Alanya’da kurulan Seyyar Askeri Hastane’de tedaviye cevap vermeyen gaziler şehit olunca onları taşıma ve gömme işi de kadınlarımıza kalmış.Öyle ki omuzları yara bere olan kadınlarımız yıllarca bu izleri taşımışlardır.Mezarların çok derin kazılamaması,kadın gücünün elverdiği derecede kazılıvermesi ve mezarlıkların nakli sırasında derin olmayan mezarlarla karşılaşılması bu işi kadınlarımızın yaptığını doğrulamaktadır.Bugün Alanya’da cenaze defni sırasında toprak atımı yaparken küreklerin yere bırakılıp sonra yerden alınması dinsel bir ritüelden çok milli tarihimizdeki zorunluluktan kaynaklanmaktadır.Alanya’da sadece kadın ve yaşlı erkeklerin olduğu savaş dönemlerinin hatırasıdır.Kadın ve yaşlı erkek elinin birbirine değmemesi için kadının elinden yere bırakılan küreği yaşlı erkek almış toprak atmaya o devam etmiş,onun elinden bırakılan kürekle de kadın toprak atmaya devam etmiştir.Bu çok önemli bir mevzudur.
Kurtuluş Savaşı sırasında babasının memuriyeti nedeniyle Alanya’da bulunan Prof. Dr. Afet İnan Alanya kadınının cepheye gönderilmek üzere askerlerimiz için elbiseler dikip ,çoraplar ördüğünden ve bunu bazı evlerde toplanarak toplu bir görev olarak ifa ettiklerinden bahseder.
Günümüz Alanyasının pek çok okul,sağlık ocağı ve camisinin yaptıranı da Alanyalı kadınlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Hem de Türkiye ortalamasının çok çok üzerinde bir oranla.Fatma Özmüftüoğlu,Nimet Alaeddinoğlu,Ayşe Melehat Erkin,Nezihe Soydan,Nebehat Şifa,Nezihe Türktaş Julide Akça,Emine Özmüftüoğlu,Meziyet Köseoğlu,Bilgi Bulut,Sakine –Nesibe Zamanoğlu,Fatma Alaeddinoğlu,Melehat Seher,Hidayet Görgün,Durdane Alış ve adını yazamadığım onlarca okul,cami ve sağlık ocağını yaptıranlar hep kadınlarımız.
Demem o ki ;Alanyamız her yönüyle güzel ülkemizin güzel insanları ve özellikle kadınlarıyla farkını ortaya koyan bir şehrimiz olagelmiştir ve olmaya da devam edecektir.
Bu özel gün nedeniyle kaleme aldığım bu yazımı başta rahmetli anneciğim Ülfet Raşitoğlu’na ,eşime ve bütün Alanyalı kadınlarımıza ve annelerimize ithaf ediyorum.Toplumumuzdaki ;
Doğurmuş,
Doğurmamış,
Doğuramamış,
Doğurduğunu bağrına basmış,
Doğurduğunu bağrına basamamış,
Doğurmadığını bile bağrına basmış,
Kendi anne olan,
Vicdanı anne olan,
Ruhu anne olan,
Bütün kocaman yürekli varlık vesilemiz anne ve kadınlarımızın gününü kutlarım.Bu dünyadan göçmüş olan annelerimize de rahmetler dilerim.
Alanyamızın geçmişten geleceğe tarih koridorlarında başka bir konuda görüşmek üzere hoşçakalın.