Son günlerde Azerbaycan hakkında yapılan bazı açıklamaları ve sosyal medyada yürütülen tartışmaları dikkatle takip ediyorum. Açık söylemek gerekirse, birçok eleştiri ile pek çok peşin hüküm ve ölçüsüzlük görüyorum.
Oysa söz konusu olan sıradan bir ülke değil.
Söz konusu olan, yıllardır "Tek Millet, İki Devlet" dediğimiz bir elmanın iki yarısı, Türki Cumhuriyetler içinde kendimize en yakın hissettiğimiz kardeş ülke Azerbaycan'dır.
Yıllardır defalarca ziyaret ettiğim Azerbaycan'da Türk milletine duyulan sevgiyi ve saygıyı bizzat görüp yaşayanlardan birisiyim. Sokakta sizi görüp tanımasalar bile Türk olduğunuzu anlar anlamaz "Gardaş" diye hitap ederler, ‘’Konağımız Ol’’ derler. Bu hitap ve sesleniş sadece bir kelime olarak görülmemeli iki millet arasındaki gönül bağının en samimi ifadesi olarak bilinmelidir. Sokaklarda ve caddelerde tüm şehitliklerde Azerbaycan’ın en ücra köşelerinde iki bayrak dalgalanır, birisi Azerbaycan, diğeri de Türkiye bayrağıdır…
Bugün bazı çevreler, Azerbaycan'ın İsrail ile olan ikili ilişkileri ya da okullardaki üniforma düzenlemeleri nedeniyle uygulanan başörtü yasağı üzerinden sert eleştiriler yöneltiyor. Tabi ki çok doğal olarak herkes görüşünü açıklayıp eleştirisini yapabilir. Ancak bir ülkenin iç meselesi hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan hüküm vermek ne adalete ne de kardeşliğe hizmet eder.
Özellikle unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir.
Nasıl ki Türkiye kendi iç meselelerinde karar alma hakkına ve yetisine sahipse, Azerbaycan da aynı hakka sahiptir. Kardeşlik, birbirinin yerine karar vermek değil; birbirinin egemenliğine saygı göstermektir.
Azerbaycan'ın yakın tarihini, geçmişte yaşadıklarını, Sovyet döneminden kalan toplumsal etkileri, bulunduğu coğrafyanın gerçeklerini ve güvenlik hassasiyetlerini dikkate almadan yapılan değerlendirmeler eksik kalmaya mahkûmdur. Yani Bakü'yü Ankara'nın siyasi gündemiyle okumaya çalışmak doğru sonuç vermez.
Daha da üzücü olan, bazı kesimlerin eleştiriyi aşarak suçlayıcı ve yargılayıcı bir dile kadar yönelmesidir. Çünkü yıllardır gururla savunduğumuz "Tek Millet, İki Devlet" anlayışı, kardeşlik hukukunu zedelemeyi değil, güçlendirmeyi amaçlar.
Karabağ'da ve Ermenistan’a karşı nasıl Azerbaycan'ın yanında dimdik durduysak, bugün de onun kendi kararlarını alma hakkına saygı göstermeyi bilmeliyiz. Gerçek dostluk, kardeşinin yerine konuşmak değil; onu anlamaya çalışıp yanında durabilmektir.
Bununla birlikte, ortaya çıkan hassasiyetlerin büyümemesi adına Azerbaycan yönetiminin de kamuoyundaki endişeleri dikkate alan bir iletişim dili benimsemesi faydalı olacaktır. Çünkü iki ülke arasındaki bağ, günlük siyasi tartışmalardan çok daha değerlidir. Ayrıca her iki ülkede dezenformasyon ve manipülasyon önüne geçerek ortak hareket etmelidir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik; ortak tarihin, ortak mücadelenin ve ortak kaderin eseridir. Bu köklü bağı zayıflatacak söylemlerden herkes uzak durmalıdır.
Bu günlükte yazımızı ‘’Önce anlayalım, sonra değerlendirelim. Çünkü gerçek kardeşlik, saygıyla başlar’’ diyerek noktalayalım.
Kalın sağlıcakla…