Her kuşak Alanyalının hayatında iz bırakan, bazı özellikleriyle öne çıkmış sembol isimler olagelmiştir hep. Bir sonraki nesile anlatılan ve aktarılan kişiler bunlar. Hasbahçe’de bu konuda çok mümbit. Şimdi turizmin olmadığı dönemlerde zenginlik ölçütü tarım arazisi ya da hayvan sayısı ve nitelikleri. Hal böyle olunca geçimini tarımdan sağlayan Alanya halkı sahil kumundan uzak, verimli topraklarda birikmiş. Merkez Alanyası dışındaysa bu yerler hep köyler olmuş, Merkez ise Hasbahçe gibi sırtını Toros dağlarına dayamış mahalleler olmuş. Zamanla Alanya şehir merkezi insanı ya kaleden inmiş ya köylerden ya da Hasbahçe gibi en eski yerleşim yerlerinden. Zaten pek çok yerli Alanyalının bir Hasbahçe bağlantısından söz etmek mümkündür. Bu kadar çok insanın gelip geçtiği bir mahallede sembol isimlerin çıkması çok normal. Hasbahçe’nin en eski ve köklü sülalelerinden birisi de Kadılar kök sülalesinin, Kör Kadılar kolunun Ahmet ağalar ya da Reşitağalar sülalesidir. Fetihten beri bu mahallede yaşarlar. Rivayete göre Sultan Alaeddin Keykubat fetih sonrası yanında devlet ricali olduğu halde kaleye çıkar. Kuzeye doğru bakarak sol eliyle batı Alanya’da bir hat çizer. Burayı devrin hatibine verir. Bugün Hatipoğulları sülaleleri bu bölgede yaşar. Sağ eliyle bir hat çizer ve bu doğu bölgesini de devrin kadısına verir. Bugün doğu Alanya’da Kadılar büyük sülalesine mensup alt sülaleler yaşar. Orta Alanya’yı da arkasında bulunan devrin müftüsüne verir ve bugün orta Alanya’da da büyük Müftüler sülalesinin alt sülaleleri yaşar. Kadılar sülalesinin bir parçası olan Kör Kadıların isim babası da Ahmet Tevfik Efendi. Alanya’nın Osmanlı döneminde yetişmiş önemli kadılarından birisi ve Bilad-ı Hamse payesini almış birisi. Bu paye ile Tokat kadılığı da yapmış. Alanya kadılığı da. Pek meşhur bir kadıdır. Alanya Osmanlı’ya Kadı ve Molla yetiştirmesiyle ünlü bir yer bundan bir asır öncesine kadar. Ahmet Tevfik Efendi’nin ise bir gözü körmüş. O nedenle kendinden sonra oluşan sülaleye de Kör Kadılar sülalesi denilmiş. Ahmet Tevfik Efendi’nin yine kendisi gibi kadı olan oğlu ise Raşit Efendi. Musul kadılığı yapmış ve bugün mezarı Musul şehrinde. Aynı zamanda divan şairi. Divanı elimize ulaşmasa da divan şiirleri akademik araştırmalara konu olmuş, ilmi derinliği yüksek birisi. Raşit Efendi’nin oğlu ise Ahmet Efendi. Bu kişi ise ticareti ile meşhur bir Alanya esnafı. Alanya’nın ilk toptan gıda satıcılarından. Aynı zamanda da ilk belediye meclis üyelerinden. Bu kişinin mezarı da Hasbahçe Şehitler mezarlığı yanındaki aile mezarlığında. Ahmet Efendi’nin üç oğlu ve bir kızı var. Oğullarından birisi bir dönem Alanyasına damgasını vurmuş ünlü kereste tüccarlarından Tevficek namıyla meşhur Tevfik Raşitoğlu. Dönem Alanyasının kereste ticaretindeki üç isimden birisi. Azakoğulları, Şerifaliler ve Raşitoğulları. Şirket merkezi Mersin’de. Bazen orada bazen burada yaşıyor. Gemileri Mısır ve Lübnan’a kereste ve çimento taşımakta. Tugayoğullarından sonra Antalya bölgesinde yek pare en büyük çiftlik tapusuna sahip. Sultaneli çiftliği çiftliğinin adı. İstanbul ile de ticari bağlantıları çok güçlü. Pek çok ilki Alanya’ya getirmiş birisi. Tevficek zeki, akıllı ve gözü kara birisi. TBMM arşivlerinde yakın zamanda bir belge yayınlandı. Bu belgeye göre 1950’li yıllarda büyük bir bedel yatırarak dağların kereste ihalesini alabilen üç Alanyalıdan birisi. Alanya’nın ilk turistik otelini yapan kişi. Daha önce de oteller var Alanya’da ama onlar evlerden ve binalardan bozma tesisler. Damlataş mağarası ünlendikten sonra yerli turiste dönük, yapılış gayesi sadece otel olan bir tesis Çınar oteli. Tevficek çocuğu olmayan ama yeğeni Ahmet Raşitoğlu’nu ileride holdingleşmesini öngördüğü şirketinin başına geçirme planları yapan ve bunun için de yeğenini 1940’lı yıllarda henüz 6 yaşında iken gemiye bindirip, yanına iki tane de adamını refakatçı koyup Galatasaray Lisesi’nin ilk mektebine yazdıran birisi. Ankara’da bakanların yanına randevusuz girebilen ve onlarla teşrik-i mesai yapabilen birisi. Ankara nüfuzu başarısında lokomotif güç. Hatta o dönemde Alanya dışında da ihaleler alabilen birisi. Mesela Balıkesir dağlarının kereste ihalesini aldı diye o bölgede faaliyet gösteren dönemin mafyalarının silahlı saldırısına uğrayan birisi. Gözü kara, yılmıyor. Kader bu ya yaptırdığı otelinin hamamına kazan almaya gittiğinde İstanbul’da kaldığı otelde vefat ediyor. Diğer kardeş Fehmi ise kardeşi Raşit ile birlikte savaş dönemlerinde Hasbahçe’de ki evlerinden aynı anda çıkıyor. Yemen cephesinde çarpışıyor ve orada şehit düşüyor. Mezarını bilen yok. Yemen topraklarında kefensiz yatanlardan oluyor.
Topal Reşit ise özelliği nedeniyle bu sülale isimlendirmesine tesir etmiş ve sülalesi Topal Reşitler sülalesi olarak da anılmasına sebep olmuş birisi. Alanyalılar Raşit ismini İraşit ya da İreşit olarak da kullanırlar. Alanya ağzında Topal İreşit oluyor Raşit’in lakabı. Ağabeyi Fehmi Yemen’e giderken kendisi de Çanakkale’ye sevk edilir. Gemiyle Antalya’ya, oradan yürüyerek ve hayvanlarla Afyon tren istasyonuna oradan da Çanakkale cephesine sevk edilir. Savaş öncesi ve sonrası toplam dört sene askerlik yapar. 1896 Hasbahçe doğumludur. Boylu poslu, güçlü kuvvetli ve yakışıklıdır. Cephede en önlerdeki mevzilerde durur. Ara ara hücuma kalkılır dövüşülürdü. Denizden umduğunu bulamayan müttefik güçler karadan çıkarma yapmışlar Anafartalar, Arıburnu, Conkbayırı derken pek çok noktada püskürtülmüşlerdi. Ahmet oğlu Raşit de karşıdan yoğun İngiliz ve Anzak taarruzuna karşı hücuma kalkanlardan. Kahramanca dövüşür, öyle ki uzun boyundan dolayı çarpışma anları an be an izlenir geri mevzilerden. Pek çok yara alır ama onun geri kalan hayatını etkileyecek ona lakap olacak kurşun yaralarını da bu son hücumunda alır. Müttefik mitralyözü Mehmetçiğe göz açtırmaz. Dakikada yüzlerce mermi yağdırır. Raşit dövüşürken bu mitralyözlerden birisinin önüne geçer. Geçer geçmesine ama sağ omuzundan sağ topuğuna kadar santim santim kurşun girer. Adeta çetele tutulmuş gibidir vücudu. Bu arada gelen bir şarapnel parçası da ayağına isabet eder ve karşı tarafa geçer. İki ay önce vefat eden kızı bana, henüz çocukken babasının bu yarasına tesadüf ettiğini ve ayağının içindeki kemikte açılan delikten ayağının arkasında kalan yüklüğü gördüğünü söylemişti. Bu şekilde kan revan içinde üç gün boyunca bir kanlı çukurda yatar. Çukur kanlıdır zira o kadar çok yaralı ve şehit kanı akmıştı ki çukur alanları bu kanlar doldurmuştu. Geceleyin dereden su içen Mehmetçiklerin suyu ağızlarına götürür götürmez tükürdüğü zamanlar bu zamanlar. Zira derelere kadar ulaşan Mehmetçik kanları vatan toprağını kanlarıyla sulamış, derelerde çay olup akmıştı adeta. Tam üç gün kalır pek çok gazi Mehmetçik o çukurlarda. Onlara sıhhiyelerin ulaşma imkanı da yoktur. En nihayetinde karşılıklı yaralı toplama arası verilir. Her iki taraf da temkinli bir şekilde yaralılarını toplar. Bizim gazilerimiz fena haldedirler. Mitralyöz adeta ekin biçer gibi biçmiştir Anadolu’nun yiğitlerini. İniltiler, bağrışmalar arasında geçen bir hengâme. O gün Almanlarla müttefik olduğumuz için Alman sağlıkçılar ve hemşireler de var bu yaralı toplayan ekipte. Topal Reşit’i de görürler. Bizim sıhhiyelerimiz almak istemezler. Zira eldeki imkan savaşa devam edebilecek hafif yaralıları tedavi edecek güçtedir. Ağır yaralıları ölüme terk etmekten başka seçenek de yoktur savaş alanında. Ölmeden mezara koyduğumuz binlerce vatan evladından birisi de bu Topal Reşit olacaktır.

“ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ ÖLMEDEN MEZARA KOYDULAR BENİ OF GENÇLİĞİM EYVAH”

Ancak ekipteki Alman bayan hemşire kanlı çukurda yatan bu boylu poslu delikanlıyı fark eder. Yanına koşar. Düzeltir ve yarası ile ilgilenmeye başlar. Türk sağlıkçılar O’nu alamayız. Elimizdeki imkan da emir de bu derler. Derler demesine lakin Alman hemşire insiyatif alır ve Raşit’i sargı yerine götürür. Aylarca ilgilenir ve iyileştirir. Ancak ayağında bir pencere açıp geçen kurşunun bıraktığı topallığı düzeltemez. Savaşacak vasfı kalmadı diye tezkere verilir Raşit’e. O da gerisin geri Alanya’ya döner. 171 tane Alanyalı Çanakkale şehidi haberi ve yüzlerce Alanyalı Çanakkale gazisi haberi ile birlikte döner. Döner dönmesine ama ayağındaki aksaklıktan dolayı artık halk ona Topal Reşit demeye başlamıştır. O da o şanlı vatan savunmasının bir nişanesi ve ebedi madalyası olarak hep bu haliyle Alanya sokaklarında arz-ı endam edecektir. Her ne kadar göğsüne takılan gazilik madalyası kaybolsa da bu şeref ahiret yurdunda da O’nunla birliktedir artık. Alanya’ya bir müddet sonra beklenmedik bir misafir gelir. Antalya, Alanya derken Hasbahçe’de ki evlerine kadar gelen kişi O’na aylarca bakan ve iyileşmesini sağlayan Alman hemşiredir.Topal Reşit’e aşık olmuş ve O’dan kopamamıştır.Topal Reşit’in annesi Sadıkoğullarının kızı Emine, kaya gibi karşında durur bu Alman hemşirenin. Kıyameti koparır ve “Dini ayrıyı ben gelin almam evime” der.Bu engel aşılacak bir engel değildir Alman hemşire için. Ve ilk vapurla geri dönmekten başka çaresinin olmadığını anlamıştır. Döner gider.Ama kalbi Alanya’da kalarak. Topal Reşit amcasının kızı ile evlendirilir. 5 çocuğu olur. 108 tane de şu an yaşayan torunu, torun çocuğu ve torun torunu olur. Savaş sonrası evine geldiği zaman konağın gedeyinde O’nu bekleyen boy boy atlara bir daha binemez. Çünkü topal olmasını sağlayan ayağındaki o yara buna mani olmaktadır. O da hayatının geri kalanında Kıbrıs eşeği adıyla ma’ruf eşeğine binerek geçirir. Çarşıya pazara onunla gider gelir. Alanya’nın şimdiki 60 yaşından yukarı olan nesli O’nu hep bu eşeği ve Nasreddin hoca misal nükteleriyle hatırlamaktadır. Bir dönem Alanyasında efelik de yapan Topal Reşit herkesin gücünden çekindiği ama bir o kadar da saygı duyduğu birisi olarak hafızalardaki yerini almıştır. Alanya’daki en meşhur hayat öykülerinden birisi de kaderin bir imtihanı denecek kadar ağır bir imtihanı geçirmiş olmasıdır. Akraba bir sülalenin bir ferdi ile hem baba adı hem de kendi adı yönüyle aynı isimleri taşımaktadırlar. O kişi bir gün Toroslarda bir cinayet işler. Henüz soyadı kanununun yürürlükte olmadığı dönemler bu dönemler. Bu cinayetin sorumluluğu Topal Reşit’e yüklenir. Olsa olsa bu yapmıştır denilir. Zira efelik dönemleri de vardı savaş yıllarında. Topal Reşit’in yolu bu sefer Antalya hapishaneleriyle kesişir. Bir kaç ay sonra hakim karşısına çıkar. İnsan kendisini bilmez mi? Anlatamaz derdini. Hakim müebbed hapis verir. Sonra da iyi hal vb derken bunu 101 sene hapis cezasına çevirir.O sırada serde efelik de olan Topal Reşit mahkeme ortasında “Çalın bir Hasbahçe Zeybeği de oynayalım “der.Mahkeme ortasında bir Hasbahçe zeybeği oynar. Herkes ölümden kurtulduğu için bunu kutlamaktadır diye anlar olayı. Lakin O adaletsizliğe karşı bir sitem ve protesto yatmaktadır bu eyleminde. Zira işlemediği bir suçun cezası yüklenmiştir omuzlarına. Bir kaç ay içinde gerçek fail suçunu itiraf eder, Topal Reşit hapisten salınır. Lakin çok geçmeden çıkan afla da gerçek fail de salınır. Bu olayın faili olan kişinin oğlunu 93 yaşında iken bulmuş ve olayı doğrulamıştım gençlik yıllarımda.
Peki Topal Reşit’in günümüzdeki torunu kim midir? Bendeniz efendim. Hem şehit kardeşi Fehmi’nin hem de gazi olan kendisinin adını büyük bir gururla taşıyan bu satırların sahibi bendeniz. Neylersiniz hayat bu. Dedeme vatanı kanıyla savunmak bana da edebiyatını yapmak düştü. Bu satırları okuyan herkesin atalarına layık olması dileği ve dedeme de dua göndermesi ricası ile sadırdan satıra dökülen bu dizelere son vermek istiyorum.
Bir başka konuyla geçmişten geleceğe Alanya’nın koridorlarında birlikte dolaşmak üzere esen kalınız.