23 Nisan sadece takvimdeki bir bayram günü değildir. Bir milletin, iradesini Meclis’e, geleceğini ise çocuklara emanet ettiği gündür. Bu yüzden okul koridorlarına düşen her kurşun, yalnız bir binanın duvarını değil, cumhuriyetin vicdanını da delip geçer.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün toplumumuzun geleceği çocuklarımıza armağanıdır. Bugün Millet iradesinin emeğin kılındığı TBBM’nin açılışının 106’ncı yıl dönümüdür. İşte bu nedenle çocuklara ayrılmış alanlar hazırlanıyor, kürsüler onların sesiyle şenleniyor, meydanlar onlara güzel bir bayram sunmak için süsleniyor. Ama aynı günlerin hafızasında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının karanlığı da var. Nitekim 23 Nisan kapsamındaki etkinliklerde konuşan yetkililer de bu saldırıların herkesi derinden üzdüğünü söyleyecektir. Maalesef ki çocuk bayramının sevincine yasın gölgesi düştü.
Memleket bir haberi yalnız okumadı; onu içine taşıdı. Siverek’te yaşanan saldırının ardından yaralı çocukların, öğretmenlerin, ailelerin acısı memleketin içine düştü. Ardından Kahramanmaraş’ta bir okula ateş düştü ama tüm ülke yangın yeri gibi oldu. Eğitim-öğretime ara verildi, çocukların devam edeceği yerler yeniden düzenlendi, devlet kurumları art arda açıklama yaptı. Bu tablo, artık münferit bir asayiş vakası olmaktan çok daha fazlasıdır; bu, toplumun çocukla kurduğu ilişkinin sınavıdır.
23 Nisan’ın asıl manası tam da burada başlar. Çünkü bu bayram, yalnız çocuklara gül, balon, şiir ve koltuk devri vermek için yoktur. 23 Nisan, egemenliğin millete geçtiği ve o egemenliğin en temiz emanetinin çocuklar olduğunun ilanıdır. Yani çocuk, bu ülkenin “yarını” değildir sadece; onun bugününe konulmuş en büyük ahlaki ölçüdür. Bir ülkede çocuk okula korkuyla gidiyorsa, orada yalnız güvenlik açığı yoktur; orada vicdan açığı vardır. Meclis’in açılışının 106’ncı yılı vesilesiyle yapılan resmi açıklamalar da 23 Nisan’ın çocuklara dönük sorumluluk bilinciyle idrak edildiği de özellikle vurgulayacaktır.
İşte bu yüzden mesele yalnız kapıya polis koymakla başlayıp bitmez çözüm. Elbette güvenlik şarttır; zaten Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığının 16 Nisan’daki ortak değerlendirmesinde okul güvenliği, risk alanları ve ilave tedbir ihtiyaçları ayrıntılı biçimde ele alındı. Ama daha önemlisi şu cümledir: Yetkililer, bu acı tecrübelerin okulları “birer şefkat yuvası kılma iradesini” güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Devletin ağzından çıkan bu ifade, bence bütün tartışmanın kalbidir. Çünkü okul, önce bilgi verilen yer değil; çocuğun kendini emniyette hissettiği yerdir. Şefkatin bulunmadığı yerde disiplin, güvenliğin bulunmadığı yerde eğitim, huzurun bulunmadığı yerde başarı yalnızca tabelada kalır.
Bir başka acı gerçek daha var: Şiddet artık yalnız failin elindeki silahta yaşamıyor; ekranın içinden de dolaşıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın açıklamasına göre saldırılar sonrasında suçu ve suçluyu öven, korku ve panik üreten, okulları hedef gösteren yüzlerce hesap hakkında işlem yapıldı; 72 ilde 661 hesap sahibi hakkında soruşturma başlatıldı, 1.104 hesaba erişim engeli getirildi. Zehir, artık yalnız okul kapısından değil, cep telefonundan da içeri sızıyor. Ve bu zehrin uzak bir şehirde kalmadığını Alanya’daki olaylar da gösterdi: Sosyal medyada saldırıları destekler nitelikte paylaşım yaptığı belirlenen şahıslar hatta gençler ve çocuklar tutuklandı. Demek ki mesele yalnız saldırının yaşandığı yer değil; saldırıya alkış tutan zihnin nerede dolaştığıdır.
Bu yüzden 23 Nisan’da çocuklara sadece “geleceğimiz” deyip geçmek yetmez. O söz artık biraz eksik, biraz tembel, biraz da törensel kaçıyor. Çocuk geleceğimiz değil yalnız; çocuk, bugünkü karakterimizin aynasıdır. Biz nasıl bir toplum olduğumuzu, çocukların yüzüne bakınca anlarız. Bir çocuğun gözünde korku varsa, bizim cümlelerimizde fazlalık var demektir. Bir okulun koridorunda panik varsa, bizim nutuklarımızda eksik olan bir hakikat vardır demektir. Bir bayram sabahı çocuklar neşe yerine tedirginlik taşıyorsa, o ülkede önce marşların sesini değil, vicdanın sesini yükseltmek gerekir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Kahramanmaraş için 6 aylık bir eylem planı oluşturduğunu, kayıp yaşayan ailelere yas danışmanı tahsis edildiğini, olaydan etkilenen çocuklara psikososyal destek süreçleri başlatıldığını açıklaması önemlidir. Çünkü kurşunun açtığı yara yalnız bedenlerde kalmaz; bazen sınıfın sessizliğine, bazen annenin gecesine, bazen çocuğun rüyasına yerleşir. Bu ülke, çocuklarına yalnız matematik öğretmekle yükümlü değildir; onlara korkmadan yaşanacak bir memleket duygusu da vermek zorundadır.
23 Nisan’ın bize asıl söylediği şey belki de şudur: Egemenlik, yalnız kürsülerde değil; en zayıfın, en savunmasızın, en masumun korunabildiği yerde anlam kazanır. Çocuk korunmuyorsa, egemenlik kuru bir kelimeye döner. Bayram kutlanıyor ama çocuk ürküyorsa, tören tamam olsa da ahlak eksik kalır.
O yüzden yarın çocuklara sadece bayrak vermeyelim. Bir söz de verelim.
Okul kapısından içeri giren hiçbir çocuk, ardına korku ile bakmadan yürüsün diye…
Öğretmen, sınıfın kapısını açarken önce güven hissetsin diye…
Anne-baba, teneffüs saatini bir endişe saati gibi beklemesin diye…
Ve 23 Nisan, yalnız şiirlerde değil, hayatın içinde de gerçekten çocukların bayramı olsun diye.
Çünkü bu memleket çocuklara bir bayram armağan etti.
Şimdi o bayramın hakkını vermenin zamanı.
Çocuklara korku değil, ülke bırakmanın zamanı.