Modern dünyanın en belirgin özelliklerinden biri, hiç bitmeyen bir tüketim arzusuyla yönetilmesidir. Tüketiyoruz; doğayı, zamanı, enerjiyi, ilişkileri… Elimizde ne varsa daha fazlasını istiyoruz ve daha fazlasını tüketiyoruz. Oburluk, yalnızca yemekle ilgili bir kavram değildir; bu, doyumsuz bir iştahın, sahip olma ve tüketme arzusunun sembolüdür. Tolkien’in Orta Dünya’sında da bu tür oburluğun yol açtığı büyük yıkımlara sıkça rastlarız. Tüketim hırsıyla hareket eden karakterler, sonunda yalnızca kendilerini değil, çevrelerini de yok ederler.

Ejderha Smaug: Her Şeyi Yutmak İsteyen Doyumsuzluk

Oburluk deyince Tolkien’in dünyasında akla gelen ilk figür, şüphesiz Smaug’dur. Erebor’u ele geçiren bu devasa ejderha, cücelerin yüzyıllar boyunca biriktirdiği hazinenin üzerine oturur ve sahip olduğu her şeyi kıskanç bir şekilde korur. Ama ilginç olan, Smaug’un bu hazineleri asla kullanmamasıdır; sadece sahip olmak ister. Onun için hazinelerin değeri, kullanmaktan çok, onları biriktirip başkalarından saklamaktadır. Smaug’un açgözlülüğü ve oburluğu yüzünden Erebor halkı sürgüne gitmek zorunda kalır, cüceler ülkelerini kaybeder.

Bugün modern dünyada da Smaug’un bu doyumsuzluğunu görebiliriz. İnsanlar sürekli daha fazlasına sahip olmak istiyor ama çoğu zaman sahip olduklarının tadını bile çıkarmadan biriktiriyor. Büyük evler, dolup taşan gardıroplar, yenilenmeden çöpe atılan yiyecekler… Sahip olma arzusu, bizi gerçek anlamda tüketen bir hastalığa dönüşmüş durumda. Tıpkı Smaug gibi, biz de sahip olduklarımızı biriktiriyoruz ama bundan mutluluk duymuyoruz. Bu yüzden daha fazla tüketiyoruz; çünkü ne kadar sahip olursak olalım, tatmin olmuyoruz.

Trollerin Oburluğu: Gereksiz Tüketim

Tolkien’in evreninde oburluğun bir başka sembolü, Hobbit kitabındaki trollerdir. Troller, yakaladıkları her canlıyı hiçbir ihtiyaçları yokken yemek isterler. Amaç, gerçekten doymak değildir; yalnızca sahip olduklarını daha da artırmaktır. Onların bu gereksiz tüketme alışkanlığı, sonunda kendilerinin taşlaşmasıyla sonuçlanır. Çünkü açgözlülükle beslenen oburluk, hiçbir zaman sürdürülebilir bir yol değildir.

Modern dünyada da biz, trollerin bu oburluğuna çok benzer bir şekilde yaşıyoruz. Sürekli gereksiz şeyler satın alıyoruz, ihtiyaç duymadığımız ürünleri tüketiyoruz. Reklamlar, bize daha fazlasını almazsak eksik kalacağımızı hissettiriyor. Tüketim kültürü, insanların kimliklerini tükettikleri şeyler üzerinden tanımlamasını sağlıyor. Daha iyi bir hayat yaşamak için değil, başkalarına daha iyi görünebilmek için tüketiyoruz. Ama bu tüketim bizi doyurmuyor, aksine daha da aç hale getiriyor.

Hobbitlerin Sadelik İçindeki Mutluluğu

Tolkien’in dünyasında oburluğun tam karşısında yer alan figürler ise hobbitlerdir. Hobbitler, sade bir yaşam sürerler. Bahçeleriyle uğraşır, kendi yemeklerini yetiştirir ve sahip oldukları az şeyle mutlu olmayı bilirler. Onlar için önemli olan, fazlasına sahip olmak değil, sahip olduklarının tadını çıkarabilmektir. Hobbitler, tüketim arzusuna kapılmadan da mutlu olunabileceğini gösterir.

Modern dünyada ise bu sadeliği kaybettik. Sahip olduklarımızı sürekli artırmaya çalışıyoruz ama elimizde olanların değerini görmüyoruz. Bir şeyler alıyoruz, kullanmadan atıyoruz ve daha fazlasını istiyoruz. Oysa hobbitlerin yaşadığı gibi bir sadelik içinde de mutlu olabiliriz. Sahip olduklarımızı tüketmek yerine onların tadını çıkarmayı öğrenmek, belki de modern dünyanın bu doyumsuzluk hastalığından kurtulmanın tek yoludur.

Sonuç: Tüketmek Değil, Yaşamak

Tolkien’in dünyasında oburluk, her zaman yıkıma götüren bir yol olmuştur. Smaug’un biriktirdiği hazineler, ona mutluluk değil, yalnızlık getirir. Trollerin gereksiz yere yedikleri, sonunda onların taşlaşmasına neden olur. Modern dünyada da oburluğun bizi götürdüğü yer aynı: Yalnızlık, tatminsizlik ve yıkım. Daha fazla tüketmek, bizi daha mutlu yapmayacak; aksine sahip olduklarımızın değerini unutturacak.

Belki de bugün yapmamız gereken, tüketimden vazgeçmek değil, tüketmeyi yeniden öğrenmektir. Sahip olduklarımızın değerini bilmek, ihtiyaçlarımızla isteklerimizi ayırt etmek ve daha azla yetinmeyi öğrenmek… Çünkü tıpkı hobbitler gibi, sade bir yaşam içinde de mutlu olabiliriz. Önemli olan, sahip olduklarımızın tadını çıkarabilmek.

Bir sonraki bölümde, şehvet ve modern dünyanın insan ilişkilerindeki yozlaşmasını, Tolkien’in evrenindeki karakterler üzerinden ele alacağız.