Kıskançlık ve modern dünyanın bitmeyen yarışı. Kıskançlık, insanın içini kemiren, sahip olamadığı şeyleri sürekli gözünün önüne seren bir duygudur. Tolkien’in Orta Dünya’sında kıskançlık, büyük yıkımlara yol açan temel zaaflardan biridir. Modern dünyaya baktığımızda ise bu duygunun her köşede hüküm sürdüğünü görürüz. Sosyal medya akışlarında, iş yerlerinde, hatta arkadaşlık ilişkilerinde bile bu kıskançlık duygusuyla yüzleşiyoruz. Günümüz insanı, başkalarının sahip olduklarına imreniyor, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslıyor ve bu kıyaslamadan asla galip çıkamıyor.

MELKOR’UN KISKANÇLIĞI: YARATICI OLMAYA DUYULAN HIRS 

Kıskançlık deyince Orta Dünya’da akla gelen ilk isim Melkor’dur. Başlangıçta Ilúvatar tarafından yaratılan en güçlü Ainu olan Melkor, kardeşleriyle birlikte evreni güzelleştirmek için müzik yapar. Ama ne zaman ki Ilúvatar, Arda’nın yaradılışına başlar ve bu müzik somut bir dünyaya dönüşür, Melkor’un içinde kıskançlık yeşerir. Çünkü o, yalnızca katkıda bulunmakla yetinmek istemez; yaratıcı olmak, her şeyin kendisine ait olmasını ister. Kıskançlığı o kadar büyür ki, sonunda düzeni bozmak için sürekli kaos yaratmaya başlar.
Bu hikaye, günümüz dünyasında her gün gördüğümüz bir gerçeği yansıtır. İnsanlar, başkalarının sahip olduklarını gördükçe kendi hayatlarını değersiz hissetmeye başlar. Başkalarının başarıları, zenginlikleri ya da mutlulukları, kıskanç bir gözle bakıldığında insanı mutsuz eder. Bugün sosyal medyada sürekli başkalarının hayatlarına maruz kalıyoruz. Birileri daha güzel tatillere gidiyor, daha iyi evlerde yaşıyor, daha başarılı işler yapıyor gibi görünüyor. Ve biz de Melkor gibi, onların sahip olduklarını kıskanıyor, onların yerine geçmek istiyoruz. Ama bu kıskançlık bize yalnızca mutsuzluk getiriyor; tıpkı Melkor’un yaratıcı olma hırsının sonunda onu karanlık bir figüre dönüştürmesi gibi.

SARUMAN’IN KISKANÇLIĞI: GÜCE SAHİP OLMA İSTEĞİ

Kıskançlığın bir başka yansımasını Saruman’da görürüz. Saruman, başlangıçta Orta Dünya’yı korumakla görevlendirilen bir Istari’dir. Ama ne zaman ki Sauron’un gücünü fark eder, onun gibi olmaya heveslenir. Başkalarının gücüne duyduğu kıskançlık, onu yozlaştırır. Sonunda, kendisini koruması gereken dünyanın düşmanı haline getirir.
Modern dünyada da Saruman’ın kıskançlığını andıran bir yarış içindeyiz. Sürekli başkalarıyla kıyaslanıyor ve daha başarılı, daha güçlü, daha “önemli” biri olma çabasına giriyoruz. İş yerlerinde insanlar birbirlerini kıskanarak kariyer yarışına giriyor, kişisel hayatlarımızda bile başkalarıyla rekabet halindeyiz. Ama bu yarışın kazananı yok. Çünkü tıpkı Saruman gibi, bu kıskançlık bizi yozlaştırıyor ve sonunda sahip olduklarımızı da kaybetmemize neden oluyor.

KENDİNİ KIYASLAYAN İNSAN: HİÇBİR ŞEY YETMİYOR

Modern çağ, kıskançlığı körükleyen bir sistem üzerine kurulu. Reklamlar, diziler, sosyal medya… Her şey, bize sahip olmadıklarımızı hatırlatmak üzerine kurgulanmış. Daha güzel olmak, daha zengin olmak, daha başarılı olmak zorundayız gibi hissettiriliyor. Ama ne kadar çabalarsak çabalayalım, hep bir şeyler eksik kalıyor. Çünkü kıskançlık, tatmin olabilen bir duygu değildir. Melkor evrenin en güçlü varlığıydı ama kıskançlığı yüzünden bir kaos sembolüne dönüştü. Saruman başlangıçta bilgeliğiyle tanınan bir Istari’ydi ama kıskançlığı yüzünden bir hain oldu.
Bizim hikayemiz de farklı değil. Sürekli kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak, sahip olduklarımızı değersizleştiriyoruz. Başkalarının mutluluğunu kıskanırken kendi mutluluğumuzu kaybediyoruz. Oysa belki de mutluluğun sırrı, kıskançlığı bırakıp elimizde olanların değerini anlamaktır.

KISKANÇLIĞI BIRAKMANIN ZAMANI

Tolkien’in hikayelerinde kıskançlığa karşı duran şey, her zaman sadelik ve iç huzur olmuştur. Gandalf’ın hiçbir zaman Saruman gibi güce heves etmemesi, Frodo’nun yüzüğün cazibesine direnmeye çalışması, hobbitlerin kendi küçük dünyalarındaki mutlulukları… Bunların hepsi bize şunu hatırlatır: Kıskançlık, insanı daha iyi biri yapmaz; aksine elindekilerin değerini unutturur ve sonunda bizi yalnızlığa sürükler.
Belki de bugün yapmamız gereken şey, bu bitmek bilmeyen kıyaslama yarışından çıkmaktır. Başkalarının sahip olduklarına değil, kendi hayatımıza odaklanmak; kıskançlığı bırakıp paylaşmayı, dayanışmayı öğrenmek… Çünkü kıskançlık, hiçbir zaman mutluluğa giden bir yol değildir. Melkor’un kıskançlığı onu karanlığa sürükledi; Saruman’ın kıskançlığı onu felakete götürdü. Bizim de aynı sona sürüklenmememiz için, sahip olduklarımızı görmek ve onlara değer vermek gerekiyor. Bir sonraki bölümde, öfke ve modern dünyanın sürekli artan gerilimini, Tolkien’in evrenindeki karakterler üzerinden ele alacağız.