Sevgili okurlar,
Evimizde yaklaşık bir aydır bir misafirimiz var. Küçük kızım doğum gününde hamster istedi; biz de pek gönüllü olmasak da bu isteğe tamam dedik. Eve getirip mütevazı bir yuva oluşturduk. Hamster’ın adını kızım Prenses koydu.
İlk hafta neredeyse bütün gün uyudu, fazla hareket etmiyordu. Sonra yaşam alanını biraz daha genişlettik, yuvasına üstü açık bir teras kat ekledik. İşte tam da bu noktadan sonra işler ilginç bir hâl almaya başladı.
Prenses sürekli koşuyor, plan yapıyor, dışarı çıkmanın yollarını arıyordu. Günlerce bu çabalarını izledik. Çoğu zaman birkaç saniye durup düşündükten sonra bir anda harekete geçtiği anlar oldu. İşte tam o anlarda bende bir farkındalık oluştu.
Yanılıyor, duruyor, tekrar deniyor. Denemekten vazgeçmiyor.
İnsanlar da dünya üzerinde hemen hemen aynısını yapmıyor mu?
Bazen çevremizde olup bitenler, planların sandığımız kadar sağlam olmadığını sessizce hatırlatıyor. İnsan da çoğu zaman yolunu çizdiğini düşünürken, kendini hiç hesapta olmayan bir patikada yürürken bulabiliyor.
Elbette kimse kendini bir hamsterla özdeşleştirmek istemez. Ama insanın, her şeyi çözdüğünü sandığı anlarda bile yanılabileceğini hatırlatan küçük anlar vardır hayatta. “Buradan çıkış yok” dediğimiz yerler, bazen sadece bizim göremediğimiz kapılardır.
Biz de Prenses’i izlerken, ne yaparsa yapsın kafesinden çıkamayacağına o kadar emindik ki… Planlarının başarısız olacağına inanmıştık. Ta ki bir sabah onu salonda dolaşırken görene kadar. Kapıyı açmanın bir yolunu bulmuştu. Nasıl yaptığını bilmiyoruz ama başarmıştı. Bize de bu işe hayret etmek kaldı.
Daha sonra küçük bir peynir parçasının yardımıyla avcumuza kadar gelmesi ise ayrı bir sürpriz oldu. Kaçmayı başarmıştı ama uzaklaşmayı seçmedi. Bir süre sonra yine yuvasına döndü. Demek ki özgürlük kadar, güven duygusu da önemliydi.
Yakın zamanda John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabını okuduğumda şunu fark ettim: Benden yaklaşık yüz yıl önce de birileri, insanın bu kırılganlığını, umutlarını ve yarım kalan hayallerini çok net bir şekilde gözlemlemiş. Küçük planlar, büyük düşler, her an dağılabilecek düzenler… Zaman değişmiş ama insan değişmemiş.
İnsan hayal kurar çünkü hayal kurmak onun kaçışı değil, varoluş biçimidir. Ve belki de asıl mesele, hayallerin gerçekleşmesi değil; her şeye rağmen o hayalleri kurabilecek cesareti kaybetmemektir. Kesinlikle “olmaz” dememek lazım. Prensesin kaçmayı başarması da olmazdı ama oldu...
Sağlıcakla kalın, tekrar görüşmek üzere...