Sevgili okurlar, çoğu insan yaşlandıkça doğaya karışmak, bir bağ evi almak, bahçe işleriyle uğraşmak istiyor. Bu, içeriden bizi dürten şey sizce nedir? Benim bu konuyla ilgili bir teorim var: “Bu bizim genetik mirasımız.” Babalarımız, annelerimiz, onların babaları ve anneleri… Hep bir şeyler üretip, ürettiğinden azını tüketerek hayatlarını sürdürdü. Son yüz yıla gelene kadar sistemin kuralı buydu.
Ancak bu yüzyılda küresel sistem, bütün insanlara “aşırı” tüketimi özendirdi. Üretmene, düşünmene, çabalamana gerek yok; yapman gereken şey çok basit: Sadece tüketeceksin!
Tüketim denince aklımıza sadece boğazımızdan aşağı inen şeyler gelmesin. Bir bilgi, bir duygu, bir ürün, bir düşünce, hatta bir insan… Bugün çevremizde olan her şey tüketilebilir durumda. Tüketim çeşitliliği arttıkça daha fazla tüketmeye ihtiyaç duyuluyor. Bu da doyumsuz bir toplum oluşturuyor.
Bu bir kısır döngü değil; tüketerek en başa dönülmüyor, tüketerek daha fazla tüketim talep ediliyor. Buna kısır döngü denemez; olsa olsa “kara delik” denebilir. Kara deliklerin sınırları yoktur; her şeyi yutarak daha da büyürler ve büyüdükçe her şeyi yutup yok ederler. İşte bu topluma biz “kara delik” demiyoruz da “tüketim toplumu” diyoruz…
İnsanlar doğayı ve hayvanları tüketiyor. İnsanlar havayı, suyu tüketiyor. Yetmiyor, insanlar birbirlerini tüketiyorlar. Bu durumda içimizden bir şeylerin yanlış gittiğini düşünenler olarak dağlara, yaylalara çıkıp kendi hâlimizde zaman geçirmeye; bedenimizi değil, en çok ruhumuzu dinlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz.
Nasıl ki yediğimiz, içtiğimiz şeyler bedenimize fazla geldiğinde diyetisyene gidip yediklerimize dikkat ediyorsak, ruhumuzda boşluk yaratan bu dengesiz tüketim karşısında da neyi, ne kadar tükettiğimize dikkat etmemiz gerekmiyor mu sizce de?
Bugün psikiyatri polikliniklerinin önü hiç olmadığı kadar kalabalık. Antidepresan kullanımı katlanarak artıyor. Sokaklar, pimi çekilmiş bomba misali ortalıkta gezen insanlarla dolu. Yanlış anlaşılmasın, bu durum sadece bizde değil; bütün dünyada maalesef bu şekilde.
Bir şey üretmeyen ve aşırı tüketen insanlığın gittiği yol, pek de hayırlı bir yere çıkacak gibi görünmüyor. Bu kara delik bizi de yutmadan, tükettiklerimize dikkat edip ruhumuzu korumalıyız, değil mi?
Yine ne varsa eskilerde var; her şeyin fazlası zarar demişler. Hayat bir denge, her şey dozunda güzel. Hayatı dozunda yaşamak üzerine daha fazla kafa yormalıyız.
Herkese Alanyaca “ayallı” bir hafta diliyorum, görüşmek üzere…