Dim Vadisi’nde bu yaşanan “doğal afet” mi? yoksa ihmaller zincirinin sonucunu mu?
Özelinde Alanya, genelinde Akdeniz ve Ege şehirleri başta olmak üzere bir çok kentte günlerdir sel, taşkın, heyelan ve barajların tahliyesini konuşuyoruz.
‘Aşırı yağış’, ‘iklim krizi’, ‘yağış rejimi değişimi’ diyoruz. Hepsine tamam, hepsi doğru. Artık ne eski kışlar, ne eski yazlar var. Asıl mesele şu ki doğa durup dururken mi değişti?
Yağmur geçen yılların acısını çıkarırcasına yağdı. Hani bir deyim var, “Bardaktan boşalırcasına” bırakın bardağı ‘varilden boşalırcasına’ yağdı. Toprak doymadı, kustu. Dağdan taştan su fışkırdı, şalelerin biri bitmeden diğeri başladı. Dereler kabardı, önüne ne geldiyse aldı götürdü.
Peki suçlu sadece yağmur mu?
Suçlu sadece dereler mi? İnsanoğlu sütten çıkmış ak kaşık mı?
Dim Barajı doldu taştı. Yazın suya hasret piknik alanları bir gecede yok oldu. Oba Çayı dere olmaktan çıktı, sele dönüştü. Evler, bahçeler, çiftlikler… Kimisi sürüklendi, kimisi suya gömüldü. Dere yatağı sonbahar – erken kış döneminde Alanya Belediyesi ve DSİ tarafından temzilenmeseydi bugün Alanya Sanayisi ile Kestel arası atom bombası patmış gibi olurdu. Buna rağmen felaketin boyutu çok büyük.
Dim Vadisi’nde tablo daha vahim.
Doğalgaz hattı için dere kazıldı. Hat döşendi. Barajdan can suyu için su tahliyesi yapılmadı. İş biteli uzun zaman olmuşken, meteorolojinin bağıran uyarılarına rağmen kimse adeta kılını kıpırdatmadı. Baraj seviyesi yükselirken son dakika tahliyesiyle sorumluluk savruldu ‘biz uyardık’ olmadı mı bu durum.
Soruyorum:
Bu felaket gerçekten kaçınılmaz mıydı?
“Dim Vadisi Alanya’nın marka değeridir” deniyor. Doğru. Ama marka dediğiniz şey işgal altındaydı. Çayın içi, taşkın sahası, dere yatağı her yer insan eliyle işgal edilmedi mi? Geçici denilen ama kalıcılaşan yapılarla doldurulan bir vadi. Şimdi gören görmeyen ah vah diyor. Bugün ‘Keşke’ dememek için, keşke vaktinde o göz yummalar olmasaydı. “Aman piknik yerlerine dokunmayalım” demeseydik.
Şimdi herkes üzgün. İyi de bu yapılara kim izin verdi? Nasıl bir rant veya hatır gönül işi var da “Hayır” diyen olmadı?
DSİ mi? Orman mı? Siyasi otorite mi? Yerel yönetimler mi? Halkın oluru alınmadı, her şeye için istenen ÇED raporu alınmadı. Kent bütünlüğü düşünülmedi, gelecek, su kaynakları ve çevre hiç akla gelmedi.
Son felaket gösterdi ki, su önünde engel tanımıyor. Suya yol vermezseniz, su yolunu açıyor. Yeni felaketler yaşamamak için radikal kararlar almak zorundayız.
Su havzalarında kalıcı-geçici hiçbir yapıya izin verilmemeli.. Popülizm yapmadan, oy kaygısı, rant hesabı bir kenara bırakılarak kararlar alınmalı.
Akarsu yatakları için şayet bugünden bir master plan yapılmazsa, yarın yaşanacak felaketler üzülerek ifade ediyorum ki “Kartalkaya” faciasını bile gölgede bırakır.
Sigorta şirketlerinin “yüksek risk” deyip sigorta yapmadığı yerlerde yapılaşma hala devam ediyorsa bu işte bir tezatlık var.
***
Yamaçlarda heyelanla boşalan evler var, “zemin etüdü yapılmadı mı?” diye sormayacaksak neyi soracağız? Elin ülkesi denizin ortasına gökdelen dikiyor, biz iki katlı binayı ayakta tutamıyoruz.
Velhasılı Dim Çayı Master Planı derhal hayata geçirilmelidir.
Yerel yönetimler, kamu kurumları ve merkezi idare oy hesabı yapmadan birlikte hareket etmelidir.
Oy uğruna “hayır”, “istemezük” diye bağıranlar şunu unutmasın:
Dere, oylama yapmaz. Zamanı geldiğinde hepimizi alır, akıntıya katar balıklar ayem yapar. Sonra o rant kimseyi kurtarmaz