Sevgili okurlar,
Ramazan ayını yaşadığımız bu günlerde insan ister istemez biraz kendi içine dönüyor. "Neyi yanlış yaptım, neyi doğru yaptım? Neye gereğinden fazla ehemmiyet verdim, neye hak ettiği değeri veremedim?" diye oturup, şöyle bir kendi muhasebesini yapma fırsatı buluyor.
Geçen gün, eskiden beri çok sevdiğim o meşhur şiire yeniden denk geldim. Asaf Hâlet Çelebi, o sarsıcı "İbrahim" şiirinde şöyle diyordu:
“İbrahim, içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim?”
Bu dizeler beni durdurdu. Şiir öyle gürültülü değil ama insanı kendi iç dünyasında sessiz, derin bir yolculuğa çıkarıyor. Okurken şunu düşündüm: Sahi, bizim yüreğimizde putlaştırdığımız zaaflarımız yok mu? Biz yıkmaya çalıştıkça, başka bir isimle yeniden karşımıza çıkan; "bu sefer tamam" dediğimiz anda bizi yine eksik bırakan o meşhur putlarımız...
Aslında bugün putlar artık sadece taştan ya da ahşaptan ibaret değil. Bazen bir "onaylanma" arzusu, bazen "başkaları ne der" korkusu, bazen de bitmek bilmeyen o hırslarımız birer puta dönüşüyor içimizde. İnsan bazen farkında bile olmadan bir alışkanlığını, bir beklentisini büyütüyor da büyütüyor. Sonra da kendi büyüttüğü o şeyin ağırlığıyla yüreği yorgun düşüyor.
Ramazan ruhu da tam olarak bu değil mi zaten? Mesele sadece aç kalmak değil; durmak, düşünmek ve o gürültünün ortasında kendi sesini duymak için bir fırsat. Dışarıdaki yanlışları görmek kolay, zor olan kendi içimizde büyüttüğümüz o sahte kutsalları fark etmek.
Çünkü insan bazen hayatı boyunca başkalarıyla mücadele ettiğini sanır... Oysa asıl büyük kavga, en çetin mücadele insanın kendi içindedir.
Temennim odur ki bu Ramazan, içimizdeki putları sadece kırdığımız değil, o putları tekrar tekrar yapmamayı da öğrendiğimiz bir zaman olsun.
Belki de Ramazan, içimizdeki putları yıkmak ve yeniden inşa etmemeyi öğrenmek için bize sunulan bir fırsattır, ne dersiniz?
Sağlıcakla kalın, görüşmek üzere…