Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi olarak yarım asırdan fazla Alanya, eğrisiyle doğruyla turizme hizmet etmekte, on binlerce kişi sektörden rızkını çıkarmakta. Bunca yıl ekmek yenilen, memleketin imajı niteliğinde olan kentin kendini yenileme zamanı çoktan gelip geçmişti. Ta ki belediye yönetiminin “Atatürk Caddesi’ni sil baştan yenileyeceğiz” kararına kadar. 3 Kasım’da başlayan hummalı çalışma yağmura rağmen sürüyor. “Yağmura rağmen” diyorum, çünkü son dönemdeki sağanak dereleri ırmak, havuzları göl, yolları deniz yaptı, aşikar. Antalya- Konya Yolunda ki rezaleti tekne turu ile eğlenceli hale getirmek nispeten gülümsetti. Umarım doğa gölünü korur da akılsız müteahhit, bürokrat ve siyasetçilere ders olur.
Neyse gelelim asıl meseleye.
Dönüşüm, vizyoner hazırlık denince akla ilk gelen yerlerden biri de şehrin kalbi, vitrini, nabzı, Atatürk Caddesi, bir diğeri ise iskele-sulu park arası.
Kasım’dan bu yanan Atatürk Caddesi’ne adımını atan herkes bir hareketlilik görmüştür. Kazı yapanlar, farklı farklı firmalardan hat döşeyenler, son dönemde de kademeli olarak asfalt serimi başladı. Sağanak yağışlar nedeniyle işler yavaşlasa dahi, görünen o ki kararlılıkla sürüyor. Eninde sonunda bu çalışma bitecek. Belki yağış rejiminden kaynaklı az rötar olabilir, olağanüstü şartlarda kuralların, mesai gibi kavramların değişmesi de gayet doğal.
Bir şehri güçlü kılan şey sadece sağlam altyapı değil ama en önemlisinin altyapı olduğu gördük. Bununla birlikte estetik, düzen ve disiplin de en az altyapı kadar önemli. Eğer caddenin altı yenilenirken üstü aynı kalacaksa, eksik bir iş yapmış oluruz. Üstündeki yenilik sadece yatırımla ilgili mevzularla sınırlı olmamalı, yönetimsel disiplinde çok önemli.
Görsel kirlilik dediğimiz şey sadece tabela karmaşası da değil. Dış cephe bütünlüğünü bozan klimalar, rastgele yerleştirilen tenteler, estetikten uzak köhnemiş boyasız binalar, sarkan anten kabloları, balkon perdeleri… Bunlar da başka bir kirlilik nedeni.
Hepsi bir araya geldiğinde ortaya düzensiz, gözü yoran bir görüntü çıkıyor. Oysa burası turistin ilk izlenimi, esnafın aynası, kentin hafızası niteliğindeki bölge. Binalardaki estetiği düzeltince iş tamam mı oluyor? Daha vahimi bazı işletmelerin işgali. Kaldırımı babasının tarlası gibi hoyratça kullananlara müsamaha gösterilmemeli. Dubalarla, reklam panoları ile kapatılan park yerleri de cabası. Esnaf masa sandalyesi atarak ürününü sergilemek isterken yayaya ayrılan alan daralıyor. Oysa kaldırım kamusal alandır. Hiç kimsenin özel mülkü değildir. Disiplin burada tercihe bırakılmamalı; net, eşit ve tavizsiz uygulanmalıdır. Bir de binbinler, motosiklet ve bisikletlerin kaldırımı kendi yolu sanması ayrı bir hadise.
Eğer Atatürk Caddesi’nde başlatılan bu süreç sadece asfaltla sınırlı kalmayıp kaldırım ve peyzaj ile birlikte standartların dışına çıkılmayan vitrin, dış cephe vs düzenlemeler disipline edilirse şahane olur.
İşte o zaman Alanya gerçek anlamda sezona hazırlanmış olur. Kaliteli turist istiyoruz ya hep, bizde kaliteli sunum yapmış oluruz. Altın değerini kaybetmez diye tezekle sunan varmı?
Bir caddeyi yenilemek kolaydır.
Bir şehir kültürü oluşturmak ve korumak zordur.
Şimdi soru şu:
Sadece yolu mu düzelteceğiz, yoksa şehrin duruşunu da düzeltecek, kendimizi dönüştürebilecek miyiz? Dönüşüme ayak uyduramazsak Alanya Belediyesi’nin ve diğer özel kurumların yaptığı yatırımlar haybiye olur. İstikrarlı yatırı kararlılığı için Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik’i bence bugün eleştirenler yarın içten içe tebrik edecektir.