"Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi unutma" diye de ilave etmiş…
Ustasının dediğini yapan öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş…
Bir de ne görsün, yaptığı resmin her tarafı “çarpılar içinde”…
Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş ve olanları anlatmış…
Usta ressam, öğrencisine hiç üzülmeden yeniden resim yapmaya devam etmesini tavsiye etmiş…
Öğrenci yeni bir resim daha yapmış ve tekrar ustasının giderek, ne yapması gerektiğini sormuş…
Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş…
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
Resmin yanına da, insanlardan “beğenmedikleri yerleri düzeltmesini” rica eden bir yazı bırakmasını önermiş…
Öğrenci, ustasının dediğini aynen yapmış ve merak içinde beklemeye başlamış…
Birkaç gün sonra resmi bıraktığı yere gitmiş, bakmış ki resmine hiç dokunulmamış…
Büyük bir sevinçle ustasına koşmuş ve durumu anlatmış…
Usta ressam şöyle demiş:
"Bak evladım, ilkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında hiç resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı, çizdi, bozdu.”
Ve devam etmiş…
“İkincisinde ise onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Senin hatalarını düzeltmelerini rica ettin, ama hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi”…
Bilmeden, anlamadan, araştırmadan, hatta ne yaptığının farkında olmadan, “ezbere eleştiri” yapmak, yapılana “çamur atmak” kolaydır…
Önemli olan “yapıcı eleştiri” yapabilmektir ki, bu da “bilgi” ister, “birikim” ister…
**
Çok severek okuduğum ve her okuduğumda da kendime göre, kendi iç dünyamda “değişik anlamlar” yüklediğim bu hikayeyi niye anlattım şimdi…
Şunun için…
Bu köşeden yapmak istediğim şey, emek verilerek ortaya konulan bir işi, bir çalışmayı, bir hizmeti, anlamadan, dinlemeden salt “eleştiri olsun” mantığı ile karalamanın peşinde olmadığımı bir kere daha vurgulamak istedim…
Uzun süre aradan sonra dün bu köşeden yazdığım yazıda, Cikcilli bölgesindeki su kesintilerini eleştirmiş ve bunu yaparken de, Antalya Büyükşehir Belediyesi Alanya Koordinatörü Hüseyin Güney ve yardımcısının, “iyi niyet” ve “büyük bir gayretle” bu sorunu çözmek adına mücadele ettiklerini de vurgulamıştım…
Dün, bu konuyla ilgili olarak “Koordinatörlük Makamından” bir açıklama geldi…
Açıklamada, bölgedeki su kesintilerinin aynen dediğim gibi, düşük voltaj ve elektrik kablolarından meydana geldiği belirtilirken, söz konusu sıkıntıyı gidermek için gerekli çalışmaların tamamlandığını ve bugün itibarı ile sorunun ortadan kalkacağı ifade edilmiş…
Koordinatör Hüseyin Güney’in ağzından yapılan açıklamaya göre, bugünden itibaren bölgede elektrikten kaynaklanan su kesintisi artık yaşanmayacak…
Gördüğünüz gibi, yanılmamışım…
Koordinatör Hüseyin Güney ve ekibi, kendi sorumluluklarında olan sorunları çözebilmek adına adeta “hummalı” bir çalışma içerisindeler…
Bundan zaten hiç kuşkum yoktu…
Bugün bakacağız duruma…
Eğer bölgedeki sıkıntı gerçekten “giderilmiş” olursa, bölge halkı adına teşekkür edip, “umarız bir daha yaşanmaz” dileklerimizi ileteceğiz…
Hem Koordinatörlük Makamı, hem de Alanya Belediye Başkanlığı Makamı ile ilgili eleştirilerimizi de yeri ve zamanı geldiğinde “hiç gocunmadan” bu köşeden aktarmaya devam edeceğiz…
Maksadımız, “bağcıyı dövmek” değil, “üzüm yemek” çünkü…