Yanı başımızda patlak veren İran-ABD, İsrail savaşı, turizm sezonu öncesi ağzımızın tadını iyice kaçırdı.
Ne kadar süreceği ve nerelere yayılacağı belli değil.
Turizm, savaşın, belirsizliğin olduğu yerde değil, huzur ve güvenliğin olduğu yerde olur.
Haberlerimizde, 'savaşın gölgesinde' diye yazıyoruz ancak, 'gölgesi' değil, 'ateşin altında' demek daha doğru sanki.
Hava sahamızda düşürülen iki füze, savaşın başka ülkenin topraklarında yapıldığı, bizden uzak olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor.
Şimdilik izliyor ve ölçüp biçiyoruz.
İyi düşünelim, iyi olsun modundayız.
Zaten yangın yönetmeliği, acentelerin fırsat kollaması vs. derken turizmcinin canı burnunda.
Bırakın savaşı, yönetmelikle ilgili en küçük siyasi bir yaptırım veya kararı bile fırsata çeviren bazı acenteler, otelcinin ön ödemesini durdurdu.
Rezervasyonları yavaşlattı, bir tık ilerisi muhtemelen fiyat kırmaya zorlayacaklar.
Aldığım duyumlara göre yine bazı bankalar, bazı kredilerde musluğu kapatmış durumda.
Bankalar hep böyle, iyi gün dostu.
Kötü günde yoklar.
Savaşın sancısını öyle ya da böyle yaşayacağız.
Maliyetlerin artması an meselesi.
Devlet baskılamasa zaten akaryakıt uçmuştu.
Ama nereye kadar?
Petrole zam demek, A'dan Z'ye her şeye zam gelmesi demek.
Yüksek maliyetlerden dert yanan turizmci, savaşın getireceği maliyetler karşısında mevcut oda fiyatları ile daha ne kadar dayanabilir?
Oda fiyatları artsa.
Zaten 'pahalı' bir imajımız var.
Elimizde olan pazarlarda kaymaya başlar.
Velhasıl yukarı tükürse bıyık, aşağısı sakal.
Savaşın bir an önce sona ermesi ve hayatın normale dönmesi en büyük temennimiz.
Yoksa sonunu düşünmek istemiyorum.