“Türkü” kelimesi, tarih boyunca duyduğumuz bir isim. Yakın zamana kadar türkülerin bu kadar derin, bu kadar anlamlı olduğunu ve çok geniş bir coğrafyaya sahip olduğunu bilmiyorduk. 1800’lü yılların sonundan itibaren başlayan derleme çalışmaları “Halk Şarkıları” adı altında değerlendirilse de bunun zaman içerisinde “Türkü” olduğu, Türklere ve Türk coğrafyasına ait olduğu ezgiler ve onu söyleyen halk tarafından üretilmiş sözler; ozanlar, âşıklar tarafından yakılmış deyişler olduğunu gördük.
Derlemeci, folklorcu Anadolu’ya geliyor; özellikle Çukurova bölgesinde türküler derleniyor. Daha sonrasında bu halk şarkılarını derlemek üzere Anadolu’ya yayılıyorlar ve çok sayıda türküyü kayıt altına alıp notasını yazıyorlar. 1937–1951 yılları arasında Muzaffer Sarısözen ve diğer derlemeciler, Anadolu’yu karış karış gezerek yaklaşık 10.000 türküyü el yazısı ile derliyorlar. Bunlardan bir kısmı plaklara kaydediliyor. Teknolojik aletler yoksa kaynak kişiye okutuluyor ve notası o anda yazılıyor.
O dönemlerde derlenen birçok türkümüzün sözleri Osmanlıca kayda alınıyor. Bu adeta bir seferberlik haline geliyor. Matbaanın işlevi henüz ileri boyutta olmadığı için de yurt dışında bastırılıyor ve bu dergiler 15 fasikül hâlinde, hacimli bir kitap olarak günümüze kadar ulaşıyor.
Bu seferberlik, savaştan yeni çıkmış bir milletin sanatına, vatanına ve özüne sahip çıkma duygusudur. Millî değerlerimizi koruma altına alma çabasıdır.

Rauf Yekta Bey (1871), Muzaffer Sarısözen (1899), Mahmut Ragıp Gazimihal (1900), Sadi Yaver Ataman (1906), Ferruh Arsunar (1911), Neriman Tüfekçi (1926), Nida Tüfekçi (1929), Ahmet Yamacı (1936), Talip Özkan (1939), Arif Sağ (1945), Mehmet Özbek (1945), Yücel Paşmakçı (1946) ve daha niceleri… Emeği geçmiş bütün derlemeci ve araştırmacıları rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.