Hayatının büyük bir bölümünde ateizmin en önde gelen savunucularından biri olan ancak ömrünün son yıllarında fikir değiştirerek deizme dönmesiyle tanınan İngiliz filozoftur. Oxford, Aberdeen, Keele ve Reading gibi prestijli üniversitelerde dersler vermiş, din felsefesi ve eleştirel düşünce üzerine odaklanmıştır.
Flew, üniversite mezuniyetinin hemen ardından kariyerine Oxford Üniversitesinde felsefe okutmanı olarak başladı. 1950-1954 yılları arasında ahlak felsefesi üzerine Aberdeen Üniversitesinde dersler verdi. 1954 yılında Keele Üniversitesinde felsefe profesörü olarak atandı ve yaklaşık 20 yıl boyunca bu unvanı taşıdı. 1973 yılında Reading'e geçti, felsefe profesörü olarak 1983 yılında emekli oldu.
1950 yılında yazdığı Teoloji ve Falsifikasyon makalesiyle tanındı. Yaklaşık 50 yıl boyunca, Tanrı'nın var olmadığına dair kanıt sunma yükümlülüğünün ateistlerde olmadığını, teistlerde (Tanrı'ya inananlarda) olduğunu savunarak ateist düşüncenin küresel sembol isimlerinden biri haline geldi.
2004 yılında, modern DNA araştırmalarının ve biyolojideki karmaşıklığın rastlantıyla izah edilemeyecek kadar muazzam olduğunu belirterek Tanrı'nın varlığını kabul ettiğini açıkladı.
2010 yılında hayatını kaybeden filozof, ölümüne kadar belirli bir dine inanmamış, sadece evreni tasarlayan zeki bir gücün (deizm) varlığına inanarak yaşamını tamamlamıştır.
Ateistlerin, dinlere karşı neredeyse tüm argümanlarını oluşturan bir fikir adamının yön değiştirmesi taraftarlarında şok etkisi yarattı. Yoğun bir eleştiriye ve itibarsızlaştırmaya muhatap oldu ancak bunlara cevabı oldukça kesin ve sertti. Özellikle Richard Dawkins’e “seküler bir yobaz” ifadesini kullandı.
“Yanılmışım tanrı varmış” diye Türkçe’ye de çevrilen kitabı ömrünün son zamanlarında yayımlanmıştır.
Mark Oppenheimer’ın The New York Times makalesinden sonra yayılan "Bu kitabı o yazmadı, dindarlar bu yaşlı adamı kandırdı" iddialarına “Bu kitap benim kitabım ve %100 benim düşüncelerimi yansıtıyor” demiştir.
Ona göre veri toplamak bilim insanlarının işidir; ancak bu verilerin "tesadüfe mi yoksa akıllı bir tasarıma mı" işaret ettiği sorusu biyolojinin değil, felsefenin alanıdır…
Kâinatın eşsiz nizamı karşısında hayranlık gerçeği birçok araştırmacı, düşünen insanın son durağıdır. Ancak buradan sonra sorumluluk başlar ve herkese nasip olmayan bir menzile varılır, o ise kadim medeniyetimize göre imandır.
Rahmet Peygamberinin müjdesi açıktır. Huzur imanla, iman ise birbirimizi sevmekle olur.
Ne mutlu huzura yürüyenlere…
Muhabbetle…