“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin. Pis ve haram olan şeyleri yiyip içmede şeytan ve benzerlerinin adımlarını izlemeyin. Çünkü onlar sizin için apaçık bir düşmandır.”
“Allah’ın size temiz ve helal olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan korkun helallerden kendinizi menetmeyin, yasak olanlardan da sakının!”
Kutsal kitabımızda birçok yerde geçen helal lokma insanın yaşam tarzını belirler. Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur. Helal para hayra, haram para şerre gider. Bu düşünce kadim medeniyetimizin temel düsturlarındandır. Elbette istisnası vardır ancak çoğunlukla bu hakikat; haksız kazancın ve kul hakkının devreye girmesiyle doğrudur. Kısa vadeli gelen faydalar asla sahibine huzur getirmez. Helalin hesabı haramın azabı vardır.
“Bizi aldatan bizden değildir”
“Helâlinden ye ki duaların kabul olsun.”
“Allah’ın lâneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerinedir.”
“Yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur!”
İnsanlığa güzel ahlakı ile örnek olan Sevgili Peygamberimiz çağımıza ışık tutacak ne güzel sözler bırakmıştır. Adaletin timsali Hz. Ömer’den nakledilen bir hadiste, Hayber Savaşı’nda ölenler için “Falan şehittir filan şehittir” dediklerinde sıra bir adama geldiğinde örnek insan müdahale ederek: “Hayır! Ben onu, ganimetten (devlet malından) aşırdığı bir hırka veya bir aba içinde cehennemde gördüm" demiştir.
Devletlerin kanunları vardır ve suç olan kazançlar bellidir. Öncelikle kazancın milletin ortak anayasası ve kanunları ile belli olan hususlara uygun olması gerekir. Ancak her kanuna uygun olan helal olmayabilir. Bu kişinin inanç sistemi ile alakalıdır. Her hukuka uygun olanın adil olmadığı konusu da bir tartışma alanıdır. Yasalara göre uygun olan kazancın vergisi vardır ve bu devletin yani milletin hakkıdır. Yöneticiler bu emanete gözü gibi bakmak zorundadır. Suistimal eden veya görevini ihmal eden suç işlemiştir ve kanun önünde yargılanıp cezasını çeker.
Kadim medeniyetimiz kanunların harfiyen uygulanması yanında, kişinin vicdanını diri tutmasını öğütler ve kanuna uygun olduğu halde kamu gücünden menfaat elde etmesini doğru bulmaz.
Hz. Ömer’in halkın yediği en basit yiyecekler ile beslenmesi, çağımıza çare bir adalet anlayışıdır.
Muhabbetle…