25 yaşındayım ve bir kaç yıl önce bana ‘Gençlik hayatın en güzel dönemi’ dediklerinde hayal kurmayı, umut etmeyi de öğrettiler. Ancak bir çok akranım gibi bilinç düzeyim yükseldikçe, sormaya, araştırmaya başladıkça gerçekler karşıma dikildi. Her sabah yeni bir krize uyanmaktan, her akşam felaketleri izlemek ve mesleğim gereği bir çoğunu haber yapmak yorgunluğumu arttırdı. Birkaç neslin kaldırabileceği kadar acıyı, çöküşü, trajediyi bu kısa ömürde yaşadık.
Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken umutlarımızı yenilemek isterdim ama bir kaç gün önce açıklanan ücret soluğumu kesti. Kendim için değil çocuklarının önüne koyacak bir lokma ekmek için gece gündüz çalışanları, kira ödemek için didinenleri, borcu olanları düşündüm ve bir kasvet bastı beni.
Tuzu kuru olup fedakarlık isteyenlerin, maaşı dolarla hesaplananların ne kadar fedakarlık yaptığını sorgulayan yok. Fedakarlık, işçinin yemeğinden, çocuğun eğitiminden, ailenin temel ihtiyaçlarından kesmek demek aslında. İnsanlar artık fedakarlıktan değil, hayatta kalabilmekten bahsediyor. Hangi insanca yaşamdan söz ediyoruz ki?
HAYALLERİMİZ ÇALINDI
Sayın Cumhurbaşkanı kızların erkek, erkeklerin kız beğenmediğini söylemiş. Beğenmek mi? Gençler birini beğense açılacak cesareti yok... Nasıl evlenecek? Nasıl kira ödeyecek? Ev almayı hayal edebilecek mi? Üniversite mezunları iş bulamıyor, bulanlar ise ailesine destek olmaya çalışıyor. Hayal kurmayı bırakın, hayatını sürdürebilmek için nefes almaya çalışıyor gençler. Bir geleceğimiz olsun istedik, ama elimizde sadece bugünü kurtarma çabası kaldı. Genciz, ama yaşlanmış gibiyiz. Çoğu arkadaşım, borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünürken gece uyuyamıyor.
DÖNGÜ KIRILMIYOR
Çalışana sadece hayatta kalmayı reva gören bir sistem var. İnsanların hesabı maaş günü sıfırlanıyor. Ertesi gün, yeniden borçlanma başlıyor. Maaş ekside, hayat ekside… Herkes umutla bir sonraki günü bekliyor, ama o gün hiçbir zaman gelmiyor. Çalışan insan, bir köle düzenine mahkum olmuş. Emeğiyle bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor, ama sistem buna izin vermiyor. Fakir daha fakirleşiyor, zengin daha da zenginleşiyor. Markete gidiyorum. Ekmek olmuş bir servet. Süt, bir çocuk için bile lüks. Makarna, şeker, yağ…Bunlar bile artık ulaşılmaz. Çarşı-pazar yangın yeri. Ama çıkıp diyorlar ki: “Abartıyorsunuz.” Abartan biz değiliz...