Günümüzde "popüler bir diyet akımı" sanılarak yanlış anlaşılan çok önemli bir konuya değinmek istedim: Çölyak hastalığı ve glutensiz yaşam.

Bugün market raflarında ya da sosyal medyada "glutensiz beslenme" ifadesini bir zayıflama modası gibi görmek mümkün. Oysa çölyak hastaları için glutensiz beslenmek keyfi bir tercih ya da geçici bir diyet değil; kelimenin tam anlamıyla ömür boyu sürecek tek ve zorunlu tedavidir. Buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gluten proteini, çölyaklı bir bireyin tabağına girdiğinde bağışıklık sistemi kendi bağırsağına savaş açar. İnce bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar tahrip olduğundan; kişi ne kadar iyi beslenirse beslensin vitamin, mineral ve demir vücuda alınamaz. Bu da zamanla kansızlık, kemik erimesi, kronik yorgunluk ve sindirim problemlerine yol açar.

TABAKLARINI NASIL DOLDURMALILAR?
Peki, mutfakta gluten hayatımızdan çıktığında Çölyaklı bir birey nasıl beslenmeli? İlk bakışta dünya çok kısıtlayıcı görünse de aslında doğa bize muazzam bir çeşitlilik sunar.

Beslenmenin merkezinde her zaman doğal ve işlenmemiş gıdalar yer almalıdır. Taze sebzeler, meyveler, kırmızı ve beyaz et, balık, yumurta ile nohut, mercimek, kuru fasulye gibi baklagiller zaten doğası gereği glutensizdir. Tahıl ihtiyacını karşılamak ve hamur işi hasretini dindirmek içinse buğday yerine karabuğday (greçka), kinoa, pirinç, mısır, amarant ve teff gibi besleyici alternatifler tercih edilmelidir.
Özellikle tanı ilk konulduğu dönemde bağırsak dokusu henüz iyileşme sürecinde olduğu için, sindirimi zorlayan çok yağlı gıdalardan kaçınmak ve vücudun eksik kaldığı B12, demir, kalsiyum ve D vitamini gibi değerleri hekim ve diyetisyen kontrolünde besinlerle desteklemek iyileşmeyi hızlandırır.

EN ÇOK NELERE DİKKAT ETMELİLER?
Bir diyetisyen olarak Çölyak yönetiminde en çok vurguladığım nokta, sadece "ne yendiği" değil, o yemeğin "nasıl hazırlandığıdır." Çölyaklı bir birey için gözle görülmeyen bir ekmek kırıntısı bile bağırsağı tetiklemeye yeterlidir. Bu yüzden dikkat edilmesi gereken hayati kurallar vardır:

ÇAPRAZ BULAŞMA (KONTAMİNASYON) TEHLİKESİ: Normal bir ekmeğin kesildiği tahtada glutensiz ekmeğinizi keserseniz, aynı tost makinesini, aynı kızartma yağını veya tahta kaşığı kullanırsanız o yemek artık glutensiz olmaktan çıkar. Evde Çölyaklı biri varsa, onun mutfak ekipmanları ve süngeri bile ayrılmalıdır.

GİZLİ GLUTEN KAYNAKLARI: Gluten sadece ekmekte ve makarnada bulunmaz. Hazır çorbalar, bulyonlar, soya sosu, salça, işlenmiş şarküteri ürünleri (sosis, salam), pane harçları, baharat karışımları ve hatta bazı sakızlar bile kıvam artırıcı olarak gluten içerebilir.

ETİKET OKUMA OKURYAZARLIĞI: Paketli bir gıda alırken sadece içindekiler kısmını okumak yetmez. Ambalaj üzerinde mutlaka "Glutensiz" (Gluten-Free) ibaresi veya üzeri çizili buğday başağı sembolü aranmalıdır. "Gluten içerebilir" veya "Gluten işleyen hatta üretilmiştir" uyarıları olan ürünlerden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Dışarıda yemek yerken ise restorana durum önceden bildirilmeli, yemeğin sosunda un kullanılıp kullanılmadığı ve ızgarada daha önce unlu/pane gıda pişirilip pişirilmediği mutlaka sorgulanmalıdır.
Unutmayalım ki gluten, bir Çölyak hastası için sadece bir besin değil, sağlığı doğrudan tehdit eden bir etkendir. Toplum ve birey olarak göstereceğimiz bu küçük mutfak dikkatleri ve farkındalık, onların yaşam kalitesini baştan aşağı değiştirecektir. Hayatın bu yeni düzenine adapte olurken ve eksik kalan besin öğelerini güvenle yerine koyarken bu süreçte bir uzmandan destek almak da her zaman en doğrusu olacaktır.
Sağlıkla, farkındalıkla ve afiyetle kalın.