Herkese yeni haftadan selamlar sevgili okuyucular. Bu hafta sizlerle herkesi mutlu etmek için iyi olduğumuz fakat kendimizi es geçtiğimiz durumları konuşalım istiyorum.
İnsan denilince ne derin bir anlam çıkıyor ortaya değil mi? Sanki her şeyimiz aynı ama aslında birbirimize yaklaşamayacak kadar farklıyız. Her birimiz bir yerlerde bir ailede dünyaya gelerek var olma yolculuğuna başlarız. Kim olduğumuza karar vermek sanıldığı kadar kolay olmuyor tabii ki bu yolculukta. Bazen hiç istemediğimiz kimliklere bürünmek zorunda kalabiliyoruz. Kimseyi kırmamak veya o kişiden uzaklaşmamak adına susuyoruz. Kendimizden ödün vermeler bu şekilde başlıyor. Çünkü toplumda yer edinebilmek sanki bu şekilde anlamlanıyor. İyi bir evlat olmak için ailemize, iyi bir öğrenci olmak için öğretmenlerimize, iyi bir çalışan olmak için patronumuza en önemlisi iyi bir insan olabilmek için tüm insanlığa karşı bir mücadele içindeyiz. Peki kötü olsaydık, iyi olmasaydık sevilmez miydik? Neden iyi olmak zorunda kaldık? Cevap bir yere ait olabilmek, dışarda kalan olmamak için. Oysa insan bir yerden bir kişiden ibaret bir varlık değil. Şimdi şu açıdan bakalım sevgili okuyucular, insan olarak kendinizden verdiğiniz ve istemeyerek yaptığınız her şey aslında sizin kendi iyi olma halinizden götürüyor. Bu bahsettiğimiz birine içinizden gelerek yaptığınız iyilikler değil elbette. İstemeden sırf bir yeri kurtarmak adına yapılan hamlelerden bahsediyoruz. Her seferinde bu size ait olmayan durumları yaşadığınızda aslında aynı oranda sizden de gidenler var.

Şunu lütfen unutmayın, öncelik kişisel bir meseledir. Eğer önceliğiniz kendinizden başkalarına verirseniz, hiçbir zaman öncelik verilen kişide olamazsınız. Kendinize ve yaşamınıza olan bu içerden müdahalelere lütfen izin vermeyin. Değer, başkasından alınmayı bekleyecek bir duygu değildir. Kendi iyi olma hali ve değerinizin farkında olduğunuz bir yaşamda, ifade gücünüz her zaman sizi istediğiniz hedefe götürecektir.