Millet olarak ve yerelde örf ve adetlerimize bağlıyız. Doğumdan cenazeye hatta sonrasına kadar farklı ananelerimiz var. Düne kadar örfümüz gereği doğumda, sünnette, nişanda, kınada, düğünde, bayramda, davette, aile/dost buluşmasında, cenazede-taziyede, mevlide vs uygulanan usul erkan belliydi. Mütevazi ikramlar ve okuntu dediğimiz küçük hediyelerle (mendil, çorap, tülbent vs) hoş sohbet ve dualar yapılırdı.
Günümüzde ise türlü türlü adetler ortaya çıktı.
Düğün öncesi adeta gösteriş yarışına girenler, işin olsunda günlük 2 farklı kıyafet, düğün-kına arası 2-3 bindallı, düğünde 2 farklı gelinlik giyer oldu. Komşunun komşu ile akrabaların birbiriyle hatta kardeşin kardeşle gösteriş yarışı var.
Bazı kentlerde son yıllarda toplumsal uzlaşı sonucu kısıtlamalar, sadelik geldi. Alanya’da da böyle olması için uzun zaman önce konu Alanya Posta TV de 5x5 de Gaye Coşkun ve Hilmi Karagöz tarafından gündeme taşınmış, üstelik geniş yankı da bulmuştu. Ardından dönemin Alanya Müftüsü İhsan İlhan’ın cenaze çadırını üç günle sınırlama çağrısı üzerine yemeli-içmeli 7 gün süren cenaze çadırları, daha sade ve kısa taziye kabullerine evrildi.
Şuan konu başka boyutları ile kamuoyuna açıldı. Bu çağrının samimiyet boyutunu bilmiyorum ancak savurgan, şatafatlı haller genelde istemeyiz diyenlerde görünüyor. 3 gün avluda düğün yemeği, mevsimlik alışveriş için İstanbul’a yapılan seferler, çanta almak için yurt dışına gidenler, hem yapıp hem ne gerek var diyenler, hepsi canım Alanyamda.
Bugün geldiğimiz noktada özümüze dönmek için özel başlıklı bir toplantı daha yapılmasını anlamlı buluyorum. Rol model olacak kişiler ise yine bu toplantıya katılanlar. Zira büyük kısmının oğlu-kızı evlenirken paylaşılan fotoğraflardan anlıyoruz ki, gelenek adıyla topluma gösteriş servis ediliyor.
Eğer herkes samimiyse sorun çözülür. Çağrının temel zemini zenginin fakirden ayrılmasından ziyade israfın önlenmesi olmalı. Bence özüne dönme çağrısının temelinde ele alınması gereken bu olmalı.
(Not: Muhtemelen bu yazı bazı şan şöhret düşkünü, varlıklıları rahatsız edecektir. İsimlerini yazmamış olsam dahi hani demişler ya ‘Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz’ diye)