Bir hakkın, sınırın, mülkiyetin izinsiz olarak işgali her zaman adaletten yana olanların her zaman tepkisini çeken bir durumdur. En nihayetinde hak ihlali şahsa yönelik olsa da kamuya yönelik olsa da işgaller hukuki olarak ‘tecavüz’ olarak adlandırılır.


Ülkemizde bir başkasına ait alana izinsiz giriş ile mücadele etmek üzere yürürlükte olan 3091 sayılı kanunda bu konuda nettir. Devletin herhangi bir kurumuma ait veya şahsa ait yer kiralama dışında kullanılmaya kalkılması hak ihlalidir iyi niyet aramanın da gereği yoktur. Alanya’da da maalesef bunlardan ziyadesi ile bulunmakta.


Kimisi ormanlık alanları kimisi, kıyı bandını kullanarak bu ihlalleri gerçekleştirmekte. Rant olunca işin bir tarafında ne hak tanıyan ne hukuk tanıyan olur bu işlerde.


Alanya’da eşsiz güzelliğe sahip Dimçayı da yanı mağduriyeti yaşıyor. Ne olacak bu Dimçayının hali denildiği zaman ‘Dimçayı gerçeğimiz var’ denilip kestirilip atılıyor. Evet bir Dimaçayı gerçeği var bu gerçek ise çayın içinde kurbağalara bile yüzecek alan bakılmadı, her boşluğa bir çardak yapıldığı, doğal akışı etkileyip böğetler (Akarsuların veya su yollarının önüne set çekilerek oluşturulan küçük gölet, su birikintisi) yapılarak yüzme alanları oluşturuluyor.


Ancak sorun sadece yapılan böğetler değil, kamusal alanın sessiz sedasız turizmde alternatif adı altında işgal edilmesi. İşgal edilen yerlerin halini hiç arzu etmesek dahi Şubat’ta ki sel felaketinde gördük. Çayın için bomboş olsa belki su akıp gidecek hiçbir yere taşmayacaktı.


DSİ’nin alanı korumak kurtarmak için geçte olsa ‘taşkın koruma duvarı’ yapmak için girişimde bulunması gayet yerinde bir karar.


Selde bölgeye gelen Antalya Valisi Sayın Hulusi Şahin’in çay içinde işletme, çardak olmasın talimatı isabetli bir karar. Uygulama noktasında gerek yerel yönetimler gerekse oradan sorumlu kurumlar gerekse siyasi irade nasıl bir tasarrufta bulunacak bilemiyorum. ‘Dimçayı gerçeği’ adı altında kısmı işgale göz mü yumulacak? Yoksa orada çayın için ve taşkın sahası işletmelerden arındırılarak sadece tapulu mülkiyetlerde turizm faaliyetinde bulunulması mı sağlanacak göreceğiz.
‘Herkes yapıyor’ demek ki ecrimisil cezası yazılıp geçiliyor anlayışının tezahürünü yaşıyoruz. Herkes yapıyorsa sen yapma, yapanında yanına kalmasına


Oysa kamusal alanın işgali sadece hukuki bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki bir meseledir. Çünkü burada gasp edilen şey yalnızca toprak, dere, ağçaların gölgesi değil aynı zamanda doğal yaşamdaki canlıarın ve insanların kullanım alanıdır. Gölgesinde serinleyecek bir ağaç, geçmişte olduğu gibi içinde girilip serinleyecek bir doğal böğet olsa fenamı olur.
Kamu adına bu alanları yerel yönetim, kaymakamlık, DSİ, orman ve hazine korumakla mükellef.
Bu özveriyi beklemek bize çok görülmemeli.