" Büyüklük ya, yaşla değil tabii ki. O da geç anlaşıldı. Aslında o büyüklük de çocukluk yıllarında kaldı. "
Köprü - Humay Yılmaz

Pandemi nedeniyle eskisinden çok daha fazla okumaya , yazmaya başladım. İkinci kitabımın adım sesleri duyulmak üzere. Heyecanlı bir bekleyişle beraber yeni yazılar ufka kanat çırpmaya başladı bile.

Bir çoğunuz gibi zaman zaman çocukluğunu düşünenlerdenim ben de. Güzel, zor her ne varsa geçmiş penceresinden hep özlemle izleniyor kuşkusuz. Evet, okuyarak farklı dünyaları da keşfederken, unutmayanların birer vefakar olduğunu da görüyorum.

Ömer Seyfettin kısa ömründe pek çok değerli eser bırakmıştır kendinden sonrakilere. Beni derinden etkileyen hikayesi ise "Ant" oldu. Çocukların temiz dünyasına bir daha seyahat etmiş gibi hissettirdi. Altını çizdiğim bazı cümleleri değerli okurlarımızla da paylaşmak istedim.

Gurbeti ne güzel tasvir etmiş yazar, " Fakat beyaz bir unutuş dumanı önüme yığılır. Renkleri siler, şekilleri kaybeder... Pek uzun gurbetlerden sonra vatanına dönen bir adam doğduğu yerin ufkunu koyu bir sis altında bulup da sevdiği şeyleri uzaktan bir an evvel göremediği için nasıl mahzun olursa, ben de tıpkı böyle meraka ve sabırsızlığa benzer bir elem duyarım."

Yıllar sonra memleketine gezmeye gelen yazar, ayak izlerinin olduğu belirli yerleri hatırlıyor, doğru ya insan özünden asla kopamaz. Okulda yaşadığı bazı olayları kelime kelimesine hafızasına kaydetmiş ve çocukların temiz dünyasına bir daha ışık tutmuş. O zamanlarda arkadaşlar arasında ANT içerek yapılan kan kardeşliği muazzam bir örnekle bize bir hatırlatma yapıyor. "Kan bağı nedir ki , can bağı olmadıktan sonra."

Mıstık'la öğreniyoruz, vefa , söz ve yemin bir hayatı bir hayat pahasına kurtara biliyormuş. Ömer'i kuduz köpekten korurken küçük yaşta canından olan Mıstık insanlık destanı yazıyor. Kan kardeşliği, can bağı ve insanın verdiği söz günümüzde masal gibi görünse de , unutulmuş olsa da eminim hala bir şansımız var. Güzel, merhametli ,sözünün eri evlatlar yetiştirmek için asla geç olmayacak.