Rüzgârın, insanı uyandıran yanına dikkat çeken kimse yok. Tüm dikkat yıktığına ve yıkıcılığına yoğunlaşmış nedense…
Çünkü ses ve güç düşünceyi büyük ölçüde etkiler. Düşünen kimselerin kaostan mümkün oldukça uzak durması bundan.
Günümüz dünyasında yapılanın mutlaka yıkıcı etkisi de var. Belki insan, bu kadar yeniliğe bir anda hazır olamıyordur. Bir yandan yaparken diğer yandan olana hasar veriyor. Sesler birleşince ~ güç büyüyünce peşiyle yeni kaygı türlerinin ortaya çıkması kaçınılmaz oldu.
Şişman olma ( bir gün hasta olamayacaksak bile) düşüncesi şişmanlıktan önce bitirecek bizi. Sağlıklı menülerle psikolojisini ciddi anlamda bozmuş bireyler kaynıyor etrafta.
Yolda aniden bir patlamaya denk gelip~kalabalığın yoğun olduğu yerlerde özellikle, eve dönemeyecek fikriyle korkuya kapılmaya başladık. Yüzde kaç ihtimalin olduğunu bilmiyorum ama kaygının öldürücü gücünü görmezden gelemeyiz.
Telefonun esiri olduğumuz zamanda, o anda birilerine ulaşamamış olmak kortizolu hangi seviyelere çıkarıyor, Allah bilir.
En basit baş ağrısının en ciddi hastalıkla mücadelesi kadar önem taşıması komedi değil, facia.
Özetle, kaygı devrine hoş geldiniz.
Eğer arada eski büyüklerimizi ( olgun olması şartıyla) dinlemezsek, kendi üzerimizde çalışmazsak, bu dünyanın ciddi işlerini o kadar da ciddiye almazsak kaygıdan bir nebze de olsa kurtulacağız.
İhtimaller her zaman var ama ~ insanların endişelendiği durumların yüzde 85'i asla gerçekleşmiyor.
Kalın sağlıcakla.