Herkese yeni haftadan selamlar sevgili okuyucular. Bu haftaki gündemimiz ikili ilişkiler.
Aşk, tek başına yazılan üç harf tek kelime. İlk aşk, ilk heyecan, adı koyulamayan o duygular, insanın kendini tanıyamadığı o en karmaşık halleri. Bir anda bir kişinin sizin için anlamlanması, çoğu zaman kim olduğu, ne iş yaptığı, nelerden hoşlandığını bilmeden başlayan o duygu yoğunluğunun adı. Sebepsizdir aşk. Bir yerde izlemiştim sanırım ilk aşkı şöyle tanımlıyordu; İlk aşk çocukluğumuzda ki yara izi gibidir. Yıllar geçtikçe yaran iyileşir, canın yanmaz olur ama ne zaman yara izine baksan hatırlarsın.
Herkesi farklı zamanlarda yakalar bu duygu, kimi zaman daha aşkın tanımını bile bilmediğimiz gençlik çağları, kimi zaman kendimizi her duyguya kapattığımız bir zaman diliminde. Ama bu duyguyu ömründe deneyimlemeyen insan yok denecek kadar azdır sanırım. Yıllarca nesiller boyunca aktarıldı aşk üzerine yazılmış hikâyeler. Neydi aşkı bu kadar vazgeçilmez yapan, kaçmaya çalıştıkça kaybolmaya sebep olan? Bu konu hakkında çokça bilimsel çalışma yapıldı açıklanmaya çalışıldı fakat bana kalırsa karmaşıklığı hala sırrını korumakta ne dersiniz?
İnsanların aşkı tanımlaması bile çok değişken hiç dikkat ettiniz mi? Herkes kendi hayatında deneyimlediği aşkın tanımını yapıyor. Kimine göre en çok huzur bulduğu yer, kimine göre sorunlarından kaçtığı sığınak, kimine göre bağımlılık. İşte tam da bu noktada aşkın karşı koyulmaz duygusuyla başlayan o yolculuk karşımızdaki insanı tanımıza engel olabilmektedir. Karşıya yüklediğimiz duygunun yoğunluğu tüm problemleri görmezden gelip halı altına süpürmemize neden olmaktadır. Baktığımız kişi ile gördüğümüz kişi arasındaki o farkı ancak yıllar geçip duygunun şiddeti azalıp şeffaf bir göz ile görmeye başladığımızda anlayabilmekteyiz. İlişkinin başlarında değişir, bir kere oldu, beni sevdiği için kıskandı, günü kötü geçmişti gibi türlü bahanelerin örttüğü gerçekler ilerleyen yıllarda çok acı bir şekilde vuku bulacaktır. Bu acı gerçekler o saatten sonra düzeltilmesi zor bir hale gelecektir. İnsanlar hata yapabilir ama sürekli olarak yapılan yanlışlar artık hata değil bir davranış şeklidir ve değişmesi zor olacaktır. İlişkilerini sağlıklı ve uzun yıllar sürdürmek isteyen herkesin ilişkinin içinde yaşanılanlara gözünü kapatmadan, problemin çözümü için konuşmalı ve ilişki temelini bu sağlam zemin üzerine oturtmalıdır.
Dünyada var olan alma verme dengesi her alanda çok önemlidir ama en çok duygusal ilişkilerde önem arz etmektedir. Çiftlerin karşılıklı olarak birbirlerinin alanlarına saygı duyarak, ben duygusuna bizi entegre ederek ilerlemesi, zıtlıklarla bir arada kalabilmesi en sağlıklı birliktelik modeli olacaktır. Sevme sevilme duygusu karşılıklı denk gelince anlamlanır. Herkes tek başına belirli bir yere kadar götürebilir içinde bulunduğu gemiyi ta ki çok büyük bir dalga gelip onu da alabora edene kadar. İlişki bu noktaya geldiğinde çoğu insan gerek alışkanlık gerek, ekonomik gerek diğer sebepler nedeniyle ilişkiye devam etmek zorunda kalabiliyorlar. Bu sebeple sevgili okuyucular, unutmayın siz kimsenin yara bandı değilsiniz ve kimseyi tedavi etmek zorunda değilsiniz. Bu hayatta önce kendimizi sevmeli ve kendimize değer vermeliyiz.