Bugünün dünyasında bireysellik neredeyse bir zorunluluk gibi dayatılıyor. “Kendi yolunu çiz, sınırlarını koy, özgür ol” diyorlar. Bireysellik bir erdem, hatta bir ölçüt hâline geldi. Oysa sormamız gereken bir soru var: Bu bireysellik gerçek bir özgürlüğün işareti mi, yoksa yeni bir yalnızlık biçimi mi?

Karen Horney’nin ifadesiyle insan, içinde bastırdığı kaygıyla başa çıkabilmek için zamanla yalancı bir benlik inşa eder. Bireysellik de çoğu kez bu yalancı benliğin bir maskesine dönüşüyor. Çünkü birey olmak yalnızca kendi yolunu çizmek değildir; o yolu yürüyebilmek için gereken imkânlara, sessizliğe, güvenli bir alana ve iç huzura sahip olmak da gerekir. Bu imkânlar olmadığında bireysellik bir slogandan öteye geçemez.
Peki, bugünün dünyasında bu mümkün mü?

Yoga kampları, nefes atölyeleri, kişisel gelişim seminerleri... İnsanlar oraya kendilerini bulmaya gidiyor. Göz göze geliyorlar, hiç tanımadıkları insanlara sarılıyorlar, bir anlığına yakınlık hissediyorlar. Ama şu soruyu sormadan geçmeyelim: Bu temaslar gerçekten sahici mi? Yoksa yalnızlık ve kaygıyla başa çıkmak için geliştirdiğimiz geçici savunmalar mı?

Çünkü Horney’nin de işaret ettiği gibi gerçek bir ilişki sadece bedensel temasla kurulmaz. Gerçek bağlar yüzeyde değil, derinlerde oluşur. Emek ister, sabır ister, kök salmayı gerektirir. Oysa içinde yaşadığımız sistem bize hızlı bağlanmayı, kolay kopmayı öğretiyor. O yüzden kurduğumuz her yeni temas, içimizdeki boşluğu dolduracağına, çoğu zaman yalnızlığımızı biraz daha görünür kılıyor.

Bugünün bireysellik dayatması bizi hem dayanışmadan uzaklaştırıyor hem de yerine koyduğumuz yapay temas biçimleriyle avutuyor. Ne gerçek bir birey olabiliyoruz, ne de sahici bir topluluğun parçası gibi hissediyoruz. Arada sıkışıp kalıyoruz; özgürlük arayışı diye diye yalnızlaşıyoruz.

Belki de artık bireysellik sloganlarının değil, gerçek bağların ve derin ilişkilerin peşinden gitmenin zamanı gelmiştir. Karen Horney’nin sözünü hatırlayalım:
“Kendini bulma yolculuğu, insanın kendisine dair kurduğu yanılsamaları bir bir bırakmasıyla başlar.”
Asıl cesaret, o yanılsamalardan soyunup içimizdeki gerçek sese kulak verebilmekte gizli.