Çocuklarımızın hayatı üzerine konuşurken, mesele yalnızca eğitim politikaları değil; toplumun vicdanı, siyasetin gölgesi ve ailelerin sorumluluğudur.
Son günlerde yaşanan üzücü olaylar bize bir kez daha gösteriyor ki, güvenlik kameraları, demir kapılar ya da yasaklarla çocuklarımızı koruyamayız. Asıl güvenlik, ahlakla, aile terbiyesiyle ve bilinçli bir toplumla sağlanır.
Ne yazık ki masa başında alınan kararlar, okul bahçesindeki kahkahaların ardındaki kırılganlığı görmezden geliyor içerde neler yaşandığından bihaber olunuyor. Oysa o kahkahalar ve içerde yaşananlar, yarının huzurunun hem göstergesi hem de teminatıdır.
Eğitimdeki yozlaşma ve ahlaki erozyon giderek büyümekte.
Çocuklara ahlakı öğretmekten söz ediyoruz ama bunu tek tip kalıplara sıkıştırarak robot yetiştirmeyi kast etmiyoruz. Onlara evrensel değerleri, empatiyi, sorgulamayı ve eleştirel düşünmeyi kazandırmaktan bahsediyoruz. Böyle bir düşünce ile geleceğin vicdanlı doktorlarını, adil hâkimlerini, dürüst siyasetçilerini yetiştirmek için en sağlam yol seçilmiş olacaktır.
Ancak biz hâlâ müfredat değişiklikleriyle günü kurtarmaya çalışıyor, sistemin özünü tartışmaktan kaçıyoruz.
Sosyal medya yasakları gündeme geliyor. Yasak cazip görünebilir ama yasakla büyüyen çocuk merakını gizlice tatmin eder.

Belki belirli yaş aralıklarına sınırlama getirmek daha mantıklı olabilir.

Ayrıca bilinçle büyüyen çocuk ise merakını bilgiye dönüştürür. Yasak değil, rehberlik; korku değil, bilinç kazandırmak gerekir.
Bir diğer unsur velilerin eğitimi de göz ardı ediliyor.
Oysa ailelerin öğretmenlere ve çocuklarına karşı tutumları, eğitimin başarısını doğrudan etkiler. Velilere yönelik bilinçlendirme programları şarttır, ama bunlar sadece teorik değil, uygulanabilir olmalıdır.
Ayrıca eğitimin siyasete alet edilmemesi gerektiğini sıkça dile getiriyoruz.
Fakat pratikte her ülkede olduğu gibi eğitim siyasetin gölgesinde kalıyor. Ama bizim ülkemizde çok daha fazla siyasetin etkisini görüyoruz.

Burada önemli olan, çocukların yararına ve yarınına yön verecek, yönetecek kurum ve kurulların bağımsız olarak liyakat düzeni içinde işlerinin uzmanları tarafından teşkil edilmesidir.
Yani eğitim, iktidarların değil; toplumun ortak vicdanının emaneti olmalıdır.
Çocukların hayatı gerçekten heba olmasını istemiyorsak, sadece yasaklarla, sert önlemlerle ve her sene değişen müfredatlarla değil; bilimin ışığında, ahlak, saygı ve sevginin var olduğu kültürel değerler üzerine kurulu bir eğitim sistemi inşa etmeliyiz.
Bugün yaşanan güvenlik sorunları, yarın daha büyük toplumsal krizlere dönüşmeden önlem almak zorundayız. Çocuklarımızı potansiyel şüpheli gibi görerek değil, onların ruh sağlığını destekleyecek psikolojik danışmanlık ve rehberlik sistemlerini güçlendirerek ilerlemeliyiz. Eğitimdeki sorunları görmezden gelmek, sadece çocukların değil, toplumun geleceğini de heba etmektir.
Ayrıca tüm okulların fiziki şartlarını tam olarak standartlarda olması gereken seviyeye çıkartıp, işin uzmanlarınca belirli periyodik aralıklarla beden ve ruh sağlığı taramasının yapılması, okulda beslenmenin devletçe karşılanması ve kadrosu olan güvenlikçi işe başlatılması tartışılması gereken bir diğer konu olarak ele alınmalıdır.
Bu günlükte yazımıza ‘’ Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve onları eğiten öğretmenlerimize sahip çıkalım.’’ Diyerek son noktayı koyalım.
Kalın sağlıcakla…