Alanya’nın can damarlarından Dimçayı ve Oba Çayı geçtiğimiz günlerde afet boyutuna ulaşan taşkınlarla büyük bir yıkıma sahne oldu. Yıllardır çay kenarında ve dere yatağında kurulu piknik işletmeleri, Dimçayı tarafında Dim Barajı’nın su boşaltma ve kademeli ayarlama sorunları nedeniyle bir anda yerle bir oldu. Dünyaca ünlü Dimçayı’nın güzelliği, bir gecede enkaza dönüştü.
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Burada suçlu kim?
DSİ mi, barajın yönetiminden sorumlu kurum olarak?
Orman Bakanlığı mı, doğal dengeyi koruyamadığı için?
Belediye mi, dere yatağına işletmelere izin verdiği için?
Kaymakamlık mı, denetim görevini yerine getirmediği için?
Yoksa işletmelerin sahipleri mi, doğanın uyarılarını görmezden geldikleri için?
Suçlu aramak kolaydır. Hepimiz parmağı birilerine doğrultabiliriz. Ama bu tartışma, Alanya’nın turizmine ve tanıtımına katkı sağlayan bu doğal güzelliği geri getirmeyecek. Asıl mesele, bu felaketten ders çıkarıp geleceğe bakabilmektir.
Dimçayı ve Oba Çayını, sadece piknik alanları olarak görmemek lazım. Alanya’nın kimliğinin bir parçası olarak görmek lazım. Yerli halkın nefes aldığı, turistlerin hayran kaldığı bir doğa harikası olan bu yerleri eğer biz bu gereği gibi koruyamazsak, sadece işletmeler değil, Alanya’nın itibarı da kaybolur gider.
O halde yapılması gereken bellidir: Devlet ve millet el ele vererek, bu bölgeleri yeniden ayağa kaldırmalıdır. Bu şekilde daha düzenli, daha güvenli, daha sürdürülebilir bir şekilde Alanya’nın geleceğine daha güvenli gideriz …
Yani suçlu aramak yerine, tedbir almak; enkazı tartışmak yerine, geleceği inşa etmek her zaman en iyisi olacaktır.
Çünkü doğa bize her zaman şunu hatırlatır: İhmalin bedeli ağırdır, ama işbirliğinin gücü her şeyi yeniden yeşertebilir.
Kalın sağlıcakla…