Alanya’yı bekleyen, henüz dillendirilmemiş tehlikelerden biri de su kaynakları üzerinde kullanılan inisiyatifler.
Son olarak Dim Alacami’de 2. HES yapılması gündeme gelince halk yüksek ses çıkarmaya başladı. 26 Ağustos tarihinde kaleme aldığım ‘Torosların can damarı kuruyor’ başlıklı yazımda işaret etmiştim. ‘Torosların can damarı Gödüre Çayı, baraj ve göletlerin gelişi güzel su tutması yüzünden kurutularak resmen katliam yapılıyor.’ diyerek başlayan yazımda akarsu kaynaklarının yanlış ve plansız kullanımından doğacak zararları anlatmaya çalışmış, canlı örneğini Göksu Nehri'nin bir kolu olan Gödüre Çayı'nda yaşanan değişimle anlatmıştım.
Gelelim bugüne.
HES ile sadece doğa değil iklim katliamı yapılıyor. Dimçayı Barajı'ndan sonra bölgenin, Gödüre Çayı üzerine yapılan gölet ve HES'lerden sonra Toroslar’da tüm coğrafyanın iklimi ve doğal hayatı bozuldu. Yağan kar tutmadan yeraltı ve üstü su kaynaklarının devamlılığı mümkün değil.
Ayrıca, Dimçayına yeni HES yapana kadar önce yarı atıl vaziyette bırakılan Dim Barajı'nın verimli kullanılması gerekmiyor mu? Elektrik üretimi ve sulama amaçlı inşaa edilen barajın yapılmasından bu yana kaç yıl geçmesine rağmen hala sulama amaçlı kullanılamıyor. Alanya'nın Doğu bölgesini sulayacağı bildirilen barajda tutulan suyun bölge tarımına faydası henüz çok yok. Daha bir çok mahallede su hattı dahi bulunmuyor. Pandemiden sonra tropikal meyve bahçeleri hızla artarken susuzluk tehlikesinin kimse farkında değil. Açılan yüzlerce sondaj kuyusu bir yıl geçmeden bir bir kuruyor. Eski ve 2-3 yıllık ziraatçiler bunun farkında çünkü başlarına geliyor ama yeniler farkında değil henüz. Yeraltı su kaynakları ve açıktan akan dereler bunca sondaj kuyusu ve tarımsal sulamayı kaldırmaz. Bu nedenle önce yarı atıl Dim Barajı tam kapasite sulamada kullanılmalı. Sonra iklim değişikliğine yol açacak HES, gölet gibi yatırımlardan derhal vazgeçilmeli.
Gördüğüm kadarı ile Dim Alacami’de halkın karşı çıkışına henüz yetkili ve sorumlu kişiler, stk’lar taraf olmadı. Kamuoyu oluşması için neyi bekliyorlar? Başta tarım birlikleri, üretim kooperatifleri olmak üzere su kaynakları üzerindeki her türlü hamleye karşı ortak hareket şart.
Elbette turizm ve çevre boyutunu da unutmamak lazım.