Sınırlarımızın bize el verdiği doğrultuda anlamlandırırız yaşamı. Bazen kızarız nasıl anlamıyor, nasıl görmüyor diye… Örneklerle anlatıyorum, hatta yaşamın içindeki tecrübeleri gösteriyorum yine aynı noktadan bakıyor, nasıl bu kadar sabit fikirli olabiliyor insanlar diyerek kızıyoruz.Anlamadığı için kızdığımız insanların zihinsel diktelerinin olabileceğini hiç düşünmedik belki de…
Sorgulamayı öğrenmeyen zihin, sınırlarının dışında da düşünce geliştiremez. Bunu hepimizin bildiği Eflatun’un “Mağara Metaforu” en güzel şekilde açıklar bence.
Metafora göre bazı insanlar karanlık bir mağarada sabit bir şekilde zincirlenmişlerdir. Sağa sola dönemeden sadece karşılarındaki duvarı görebilecekleri şekilde otururlar. Doğdukları andan itibaren bu şekilde buradadırlar. Karşılarındaki duvardan bir takım imgeler geçer ve bir takım sesler çıkar. İnsanlar başka bir yere bakamadıkları için, hatta mağarada bile olduklarını bilmedikleri için tek gerçekliğin bu karşılarında geçen imgeler olduğunu ve o imgeler geçerken duydukları sesin de o imgelerin adı olduğunu düşünmektedirler. Nihayet bir gün içlerinden biri zincirleri gevşeterek ve bulunduğu yerden döndüğünde gördüklerinin gerçeklik değil yansıma olduğunu fark eder. Zincirlerinden tamamen kurtularak mağaranın dışına çıkar ve yeni bir gerçeklikle tanışır, duvarda gölgelerini gördüğü nesnelerin gerçek olmadığının farkına varır.
Daha önce tek gerçeklik olduğunu düşündüğü şeyin aslında bir yansımadan ibaret olduğunun ve güneşin parlaklığını keşfedince mağaranın loşluğuna alıştığından güneşin ışığı onu geçici olarak kör yapar. Yavaş yavaş güneşin parlaklığına alışınca toprağa bakıp etrafındaki şeylerin gölgesini algılamaya başlar. Önce yansıma, sonra göz alışınca etrafındakileri görebilecek hale gelerek var olan her şeyin ve bunları görmesini sağlayanın güneş olduğunu anlar. O anda mağarada zincirlerine bağlı arkadaşları olduğu aklına gelerek, bunu paylaşmak üzere mağaraya geri döner. Mağaradaki arkadaşlarına güneş olmasa aslında hiçbir şeyi göremediklerini, hatta bu seslerin gerçekte öyle olmadığını, bunların hepsinin bir yansıma olduğunu anlatır. Arkadaşları ise mağaranın dışında farklı bir gerçeklik olduğuna inanmazlar.
Eflatun'un bumetaforuna göre; mağara,zihnimizi temsil eder. Zincir, zihnimizdeki öğretilmiş olan kuralları, mağaranın duvarına yansıyan gölgeler de zihnimize dikte edilendoğruları sembolize eder diyedüşünebilir. Buna göre zincirini kıran birey, gerçek hakikatin peşine düşen, sorgulayan insanı da temsil etmektedir.
Sınırlarımızı oluşturan zihinsel dikteleri sorgulamaya başladığımız anda gölgeler gerçekler ile yer değiştirmeye başlayacaktır. Mehmet Akif Ersoy’un gölgelerden hakikate bakmayı anlatan birsözü konumuz özeti sanki;“Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla. Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla!”