Evlilikte görev dağılımı çoğu zaman konuşulmaz; konuşulmadığı için de kendiliğinden adaletsizleşir. Çünkü evlilik, yalnızca aynı evi paylaşmak değil, aynı yükü taşıyabilmektir. Bir evde işler görünürde yolunda gidebilir; ancak yük adil dağılmıyorsa, zamanla sevgi yerini yorgunluğa bırakır.
Çoğu kişi görev dağılımını yalnızca ev işleri üzerinden düşünür. Oysa evlilikte görevler, çamaşır yıkamak ya da sofra kurmakla sınırlı değildir. Planlamak, hatırlamak, düşünmek, takip etmek, duyguları gözetmek de birer görevdir. Çocuğun okul mesajlarını takip eden, evin eksiklerini fark eden, aile büyükleriyle iletişimi sürdüren, herkesin ruh hâlini kollayan kişi çoğu zaman aynı kişidir. Bu da evlilikte görünmeyen ama en ağır yüklerden birini oluşturur.
Birçok evlilikte “yardım ediyorum” cümlesi iyi niyetli görünse de, aslında eşitliği zedeleyen bir ifadedir. Yardım eden ile sorumluluk alan aynı yerde durmaz. Yardım eden, işi geçici olarak üstlenir; sorumluluk alan ise sürecin tamamını taşır. Bu fark zamanla ilişkide bir üst–alt dengesi yaratır ve eşitliği gölgeler.
Evlilikte yaşanan tartışmaların çoğu, sanıldığı gibi küçük ayrıntılardan çıkmaz. Bir tabak, bir çöp ya da dağınık bir oda; asıl meselenin görünen yüzüdür. Altında ise genellikle “ben bu yükü tek başıma taşıyorum” duygusu yatar. Bu duygu dile gelmediğinde kırgınlığa, uzun vadede ise duygusal uzaklığa dönüşür.
Evlilikte görev dağılımı matematiksel bir eşitlik değil, duygusal bir adalet meselesidir. Her şeyin yarı yarıya yapılması gerekmez; ancak herkesin hem bedensel hem zihinsel yükten pay alması gerekir. Bir taraf sürekli düşünen, planlayan ve yöneten konumdaysa; diğer taraf ne kadar destek olursa olsun, eşitlik hissi zamanla kaybolur.
Modern hayat, evliliklerin yükünü zaten artırıyor. İş temposu, ekonomik kaygılar ve günlük stresler derken ev, dinlenilecek bir alan olmaktan çıkabiliyor. Eğer bu yorgunluğun büyük kısmı tek bir eşin üzerinde kalıyorsa, evlilik de güvenli bir liman olma özelliğini yitiriyor.
Sağlıklı evliliklerde görevler konuşulabilir. Suçlama olmadan, kıyas yapmadan, geçmişi bir silah gibi kullanmadan… “Ben nerede yoruluyorum?” ve “Sen nerede zorlanıyorsun?” soruları sorulabildiğinde, görev dağılımı bir çatışma alanı olmaktan çıkar ve ortaklığa dönüşür.
Çocuklar için de evlilikteki görev dağılımı güçlü bir modeldir. Çünkü çocuklar söylenenleri değil, yaşananları öğrenir. Sorumluluğun paylaşıldığı bir evde büyüyen çocuk, eşitliği bir kavram olarak değil, bir yaşam biçimi olarak içselleştirir.
Unutulmamalıdır ki evlilikte en ağır yük, yapılan iş değil; fark edilmeyen emektir. Görülmeyen her sorumluluk sevgiyi yorar, paylaşılan her yük ise bağı güçlendirir.