Hayat bazen söylediklerimizle değil, içimizde sakladıklarımızla şekillenir. İnsan çoğu zaman kelimelerle değil, sessizliklerle yorulur. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür; aynı ev, aynı masa, aynı insanlar, aynı hayat… Oysa insanın içinde konuşulmayan cümleler biriktikçe, hayatın yükü de ağırlaşır. Bazı duygular vardır ki dile gelmez. Kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, anlaşılmama hissi, değersizlik duygusu, görülmeme hissi… Çoğu zaman insan bunları ifade etmek yerine içine atmayı seçer. Çünkü bazen konuşmanın çözüm getirmeyeceğine inanır, bazen de karşı tarafın zaten anlamayacağını düşünür.
İşte tam da bu noktada sessizlik bir savunma biçimine dönüşür. İnsan kendini korumak için susar. Kırılmamak için, daha fazla incinmemek için, bazen de karşısındaki insanı üzmemek için… Fakat sustuklarımız kaybolmaz; onlar içimizde büyür, şekil değiştirir, bazen öfke olarak çıkar, bazen uzaklaşma olarak, bazen de bir gün hiç beklenmedik bir anda taşan cümleler halinde karşımıza gelir. Aslında çoğu zaman bir anda patlayan öfkenin, keskin bir sözün ya da derin bir uzaklaşmanın arkasında yıllardır birikmiş sessizlikler vardır.
Özellikle aile ilişkilerinde ve evliliklerde sorunların kaynağı çoğu zaman söylenen sözler değil, söylenemeyenlerdir. Aynı çatı altında yaşayan insanlar bazen birbirlerinin dünyasından habersiz hale gelir. Aynı masada oturup farklı duyguların içinde kaybolurlar. Birinin içinde kırgınlık büyürken diğeri bunun farkında bile olmayabilir. Çünkü insan çoğu zaman en çok anlaşılmadığını hissettiği yerde susmayı seçer. Bir eşin sessizliği bazen kırgınlığın en yüksek sesidir.
Bazen insan başkalarına değil, kendine karşı da susar. Kendi yorgunluğunu görmez, kendi kırgınlığını küçümser, kendi ihtiyaçlarını sürekli erteler. Güçlü görünmek uğruna içinde biriken duyguları yok sayar. “Geçer”, “zamanla düzelir”, “şimdi konuşmanın sırası değil” diyerek kendi iç sesini susturur. Oysa bastırılan hiçbir duygu kaybolmaz. Her biri zamanla ruhun içinde görünmeyen bir iz bırakır. Sonra bir gün insan neden bu kadar yorgun olduğunu, neden eskisi gibi hissedemediğini, neden en sevdiği insanlara bile uzaklaştığını anlamaya çalışır.
Hayat bazen tam da bu sustuklarımızın toplamıdır. Söyleyemediğimiz her kırgınlık, içimizde tuttuğumuz her gözyaşı, paylaşamadığımız her korku hayatın akışını fark etmeden değiştirir. İnsan çoğu zaman yaşadıklarından değil, içinde taşıdıklarından yorulur. Çünkü kalp bazen söylenmeyen cümlelerin ağırlığını taşımakta zorlanır.
Belki de iyileşme, ilk kez kendimize dürüst olmakla başlar. “Ben kırıldım”, “Ben yoruldum”, “Ben anlaşılmak istiyorum” diyebilmekle… Çünkü insan sustuğu yerde değil, kendini ifade edebildiği yerde yeniden kendine döner. Ve bazen bir hayatı değiştiren şey, yıllardır söylenemeyen tek bir cümlenin nihayet dile gelmesidir.
Hayat bazen yaşadıklarımız değildir; hayat bazen tam da sustuklarımızdır.
Ve insan en çok, kendi içinde sustuğu yerde kaybolur.