Sevgili okurlar, Hayatta öyle anlar vardır ki… Güçlü olsan bile başkalarına ihtiyaç duyarsın, İlim sahibi olsan bile eksik kaldığını fark edersin. Ve aradığınla bulduğun her zaman aynı olmaz... Hz. Süleyman… İlmin, adaletin, kudretin peygamberi… Rüzgâra hükmeden, hayvanların dilinden anlayan, yeryüzündeki tüm varlıklarla konuşabilen; Allah'ın bahşettiği özellikler sayesinde mutlak bir lider...
Bir gün, kuşların içinde bir bilgin olan, görünmeyeni görmekte mahir Hüdhüd kuşunu ilminden faydalanmak üzere (kendisi ve ordusu için su kaynaklarının yerini tespit edecek ilme sahip bir kuş) huzuruna istedi. Fakat Hüdhüd ortalarda yoktu. Ona kızdı ve cezalandırmak istedi. Ama Hüdhüd döndüğünde, o ihtiyacın değil, bambaşka bir gerçeğin habercisi olmuştu... Ve işte hayat da bazen böyledir. Bazen birini bir amaçla beklersiniz… Ama o, bambaşka bir şeyle gelir. Ve getirilen şey, ilk düşündüğünüzden çok daha değerlidir. Hz. Süleyman suya ihtiyaç duyuyordu, ama Hüdhüd hakikati taşıyarak geldi. Ve o anda anlaşıldı ki; ihtiyaç duyduğumuz şey ile gerçekten gerekli olan şey her zaman aynı olmayabilir. Bazı gelişler, görünenden fazlasını taşır.
Hüdhüd şöyle dedi: “Bir halk gördüm Sebe ülkesinde… Belkıs adında bir kraliçeleri var, büyük bir tahtları, zenginlikleri… Ama onlar Allah’a değil, güneşe secde ediyorlar.” Hüdhüd, gösterişe değil, eksik olana bakmış, görkemin içindeki boşluğu görmüştü. Hakikat, bazen bir kuşun kanadında gelir. Gücün büyüklüğü de, o hakikate kulak verilebildiği kadar derindir.
Bir de rivayet vardır ki… Hüdhüd’ün geç kalmasının sebebi, bir çocuğun kurduğu sade bir tuzağa yakalanmasıydı. Yerin altındaki suları görecek kadar keskin gözleri olan bir kuş, yere bırakılmış birkaç dalın arasında mahsur kalmıştı. Bilgelik bile, bazen bir çocuğun sadeliğinde tökezler. İşte bu da kaderdir. Ve bu da bize hatırlatır: Hiçbir bilgi, hiçbir güç, hiçbir yetenek; vakti geldiğinde kaderin tecellisini engelleyemez.
Hüdhüd kuşu burada, hem bilginin hem de gönülden bakabilmenin adıdır. Hz. Süleyman ise kudretli bir liderden öte, hakikatin sesini duyabilecek kadar alçakgönüllü bir rehberdir. Ama burada da insanın aklına bir başka soru gelir: Süleyman gibi bir peygamber, tüm yeryüzüne hükmederken, nasıl olur da Sebe halkının inanç eğilimini bilmez? Belki adlarını duymuştur, belki zenginliklerini biliyordur… Ama mesele onların kim olduğu değil, neyi unuttuklarıydı. Hüdhüd’ün fark ettiği şey, bir inanç kırılmasıydı. Ve bu, ancak gözden değil, gönülden bakıldığında fark edilen bir eksiklikti. Bazı gerçekler, sadece zamanında gelen bir sesle görünür hâle gelir. Belki de bu yüzden Süleyman’ın ilmi ne kadar büyükse, gücünün kaynağı da birliktelikten geliyordu.
Bazen hayatımızdaki Hüdhüd kuşları, aslında ruhumuzu tamamlayacak cevapları taşır kanatlarında. Bu dünya, tek başına bir yere varılacak bir yolculuk değildir. Ve bazen en bilge olsan bile, bir kuşun gözünden dünyayı yeniden okumak zorunda kalabilirsin. Hz. Süleyman gibi bakabilmek, Hüdhüd gibi görebilmek… İkisi birden olduğunda, işte o zaman anlamlı bir bütün ortaya çıkar.
Hoşça bakın hakikate, haftaya görüşmek üzere.