Herkese yeni haftadan selamlar sevgili okuyucular. Bu hafta sizler ile ‘iyi hissetmek ve iyi hissetmek zorunda mıyız?’ı konuşalım istiyorum.
Gün içinde insana dair ve ait olan birçok duygu, durum ve olay yaşarız. Yaşadığımız olayların sonucunda iyi veya kötü olarak değerlendirdiğimiz süreçlerden geçeriz. Özellikle toplum tarafından kötü, travmatik ve yıkıcı olarak nitelendirilen olaylar sonrasında ‘nasıl’ olduğumuza dair merak oluşur. Birçok insan yaşadığı olaylarda iyi hissetmek zorunda hisseder sanki böyle bir zorunluluğu varmış gibi… İyi hissetmek zoraki terimi ile yan yana geldiğinde sizce de çok rahatsız edici durmuyor mu? İyi hissetmek demek iyi olma halidir, tüm benliğimiz ile mutluluğa dair bir süreçtir. İyi hissetmek ne yazık ki son zamanlarda çok az duyar olduğumuz bir hal almaya başladı. ‘Nasılsın?’ diye sorulduğunda ağız dolusu ‘İYİYİM’ duymayı özler olduk. İyiyim denildiğinde altının ne kadar dolu olduğu tartışılacak bir diğer konu elbette. Peki, yaşanılan veya karşılaşılan olaylar karşısında iyi hissetmek zorunda mıyız? Elbette değiliz. İyi hissetmek; sürekli etrafa karşı içimizde fırtınalar koparken iyiyim mesajı vermek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Hatta sevgili okuyucular birçok iyi duygu, yaşanılan kötü duygu veya durumların sonrasında gelir, tıpkı yağmurdan sonra açan gökkuşağı gibi. İyiye giden yolda bazen kötüyü deneyimlemek iyi olanı hem daha çok anlamamıza hem de daha çok anlamlandırmamıza yardımcı olur. Yaşadığınız olaylar karşısında iyi hissetmek zorunda hissetmek yerine o anda var olan duygunuza odaklanın, bu odaklanma sizi iyi hissetme yoluna götürecektir. Her şeyden önce tam bir iyilik halinden söz edebilmek için kendimizi ne kadar dinlediğimize ve önemsediğimize bakmalıyız.
İyi hissetmek zorunda değiliz ama iyi hissetmek hakkımız. İyi hissetmek, iyi olmak bizim hayatı yönetme şeklimizde saklı. Her duygu ve durum bize dair ve son zerresine kadar yaşanmalı. Size en derinden iyi hissetmeyi yaşatacak anlar biriktirmeniz dileğiyle…