Bir an için durup düşünelim: Biranı ve meşrubatını içtin şişesini neden kırıp attın? Mangalını yaptın külünü neden döktün?
Karpuzu yedin kabuğunu neden bıraktın?
Poşeti getirdin neden geri götürmedin?
Bu soruların cevabı aslında basit: Kendini ve çevreni sevmemek. İnsan önce kendisini sevmeli, sonra bu sevgiden bir payı doğaya ve yaşadığı bölgeye ayırmalı. Aslında Mikro milliyetçilik dediğimiz şey tam da budur: Kendi toprağını, kendi tarihini, kendi kültürünü sevip korumak.
İşte bu noktada gözümüzün önünde duran tüm bunların yaşandığı ama göz ardı edilen bir örnek var: Iotape Antik Kenti.
Alanya-Gazipaşa karayolunun 33. kilometresinde, Uğrak Mahallesi Aytap mevkiinde yer alan bu kıyı kenti, tarihin onca yaşanmışlıklarını sessizce duyuran bir mekân.
Kommagene Kralı IV. Antiochos’un eşi Iotape’den adını alan bu kent, Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşırken bugün kaderine terk edilmiş durumda.
Bir zamanlar denize meydan okuyan akropolüyle ihtişamlı bir görüntü sergileyen Iotape, zamanında yanlış planlamalar ve ihmal sonucu liman caddesinin büyük kısmını D400 karayolunun altına gömerek yok etmiş durumda.
Olması gereken görkemli heykellerin yerinde artık sadece rüzgâr esiyor; yazıtlı kaidelerde ise bir zamanlar bu topraklarda yaşamış insanların hatırasını sessizce taşıyor.
Bazilikası, kilisesi, hamamı ve Beş İyi Roma İmparatoru’ndan biri kabul edilen Trajan’a adanmış tapınağıyla bir uygarlığın izlerini barındıran hatta adına para basılan bu alan, bugün çalı çırpı içinde, çer çöple kaplanmış halde ziyaretçilerini karşılıyor.
Daha da vahimi, bu değerli miras piknikçilerin hoyratlığına ve tarih kaçakçılarının iştahına açık bir şekilde korunmasız bırakılmış. Yıkılmaya yüz tutmuş yapılar hem ziyaretçiler için tehlike oluşturuyor hem de Alanya’nın kültürel belleğini her geçen gün biraz daha silip götürüyor.
Oysa Iotape sadece taş ve tarihten oluşan bir harabe değildir; turizme, ekonomiye ve kültüre katkı sağlayabilecek eşsiz bir tarihi hazinedir.
Bugün bakımsızlıktan çürümeye terk edilen bu kent, doğru bir restorasyon ve düzenleme ile Alanya’nın marka değerini yükseltecek, tarih ve doğayı buluşturan bir cazibe merkezi haline gelebilir.
Buradan yetkililere seslenmek istiyorum: Kraliçe Iotape’nin kadim ve türlü yaşanmışlık ve gizem dolu şehrinin sesini artık duymanın ve duyurmanın zamanı gelmedi mi?
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, yerel yönetimlere ve ilgili kurumlara çağrımdır: Bu alanı koruyun, düzenleyin, yaşatın. Çünkü Iotape konumu, yapıları, liman ve ticaret kenti olması nedeniyle yalnızca geçmişin değil, geleceğin de örnek alınacak yegane mirası konumundadır.
İşin aslına bakılırsa Alanya’nın tarihine sahip çıkmak, aslında kendi kimliğimize sahip çıkmaktır. Eğer biz bu şekilde duyarsız kalmaya devam edersek, yarın çocuklarımızın ve torunlarımızın bize soracağı tek soru şu olacaktır: “Neden korumadınız?”
Bu köşeden ayrıca bir eleştiri de eklemek isterim;
‘’Alanya’nın turizmde marka olma iddiası varsa, bu iddia yalnızca otellerle, plajlarla değil; ayrıca tarihine ve kültürüne sahip çıkmakla mümkündür’’.
Bugün Iotape’nin halini gören bir turist, bir ziyaretçi yada bölge insanı, “Bu şehir kendi tarihine değer vermiyorsa, bana ne sunabilir?” diye sormaz mı?
Bu haftalıkta yazımıza ‘’Lütfen Alanya’nın geleceği için, sessiz kalmayalım, Bizlere miras bıraktığı Kenti için yardım isteyen Kraliçe Iotape’nin sesini artık duyalım.’’ Diyerek son noktayı koyalım.
Kalın sağlıcakla…