Yaşamımız boyunca hep bir var olma ve hayatta kalma mücadelemiz var. Doğuştan insana yüklenen bu hayatta kalma mücadelesi; o ilk ağlama sesi ile başlayan ben de varım yolculuğu yaşamın son anına kadar devam eder.
Hayatın her alanında biriktirdiğimiz, heybemize doldurduğumuz bilgiler, kişiler, olaylar, tecrübeler bizim kim olduğumuzu bulmamıza yardımcı olacaktır. İnsanlar ilk insana ve hayata dair gözlemlerini ailelerinden alır. Kişi aile içinde nasıl bir yaşam sürdüyse oradan getirdiği bilgiler ile sosyal etkileşimde bulunduğu ortamdaki bilgilerini sentezleyerek bir karakter oluşturur. Birey eğer aile içinde gerçek anlamda bir birey gibi büyütülmüş, fikirlerine saygı duyulmuş, doğru bir bağlanma modeli ile büyütülmüş ise toplum içinde kendini var etmeyi başaracaktır. Tam tersi durumda aile içinde bağımlı, alanları kısıtlı, söz hakkı tanınmayan kişi yaşam içerisinde kendini bulmakta zorlanacaktır. Bu iki farklı model ile büyütülen kişilerin hayatta kendilerini ifade şekilleri de elbette çok farklı olacaktır.
Aile içinde birey olarak değer gören, fikirleri önemsenen kişi yaptığı işlerde daha özgüvenli ayakları yere sağlam basan kararlar alabilirken, tam tersi koşullarda hayata başlayan kişinin hayatında hep bir özgüven boşluğu ve acabaları olacaktır. Bu noktadan bakıldığında özgüvenin ne olduğu ve insanın yaşam döngüsündeki rolü oldukça önem kazanmaktadır. Kelime anlamı olarak özgüven, kişinin kendi değeri hakkındaki sübjektif değerlendirmesi ve kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumudur. Özgüven hem kişinin kendisine ilişkin düşünceleri, hem bu düşüncelerin yol açtığı duyguları, hem de bu duygu ve düşüncelerin ifadesi olan davranışları içerir. Görüldüğü üzere kişinin kendini tanımlarken ne söylediği ne düşündüğü çok önem arz etmektedir. Birey olarak kendini gerçekleştirmiş, kendinde var olanı, olamayanı görebilen kişiler hayatı doğru noktalardan yakalayarak yaşamını sürdürecektir. Yanlış olan başkalarının ne düşündüğünün önemsenmesidir, Aile içindeki kodlamalar ile başlayan ve devam eden bu yanlış algı kişinin yaşamındaki özgüven boşluğunu arttırmaktadır. Etrafınızdaki seslerin sizleri sokmak istedikleri kişiliğe değil özün sahibi olarak sadece kendi iç sesimizi dinlemeyi seçmelisiniz. Hakikatin sadece özde olduğu unutulmamalıdır.
Bahçenizin sınırlarını bilin. Aksi halde bahçede yetişen çiçekleri gelen geçen ezer.(Doğan Cüceloğlu)