Bir anda alevlenen ve aniden sönen akımların arasına 80’ler de katıldı. Geçmiş yine gözümüze güzel görünmeyi başardı. Sonra aklıma Peyami Safa’nın bir cümlesi geldi: “Nice eskiler vardır ki, hiç eskimez.”
Ama gerçekten geçmiş o kadar güzel mi? Yoksa hafızamız bizi kandırıyor mu? Bunun bir ismi var. “Solma Etkisi Eğilimi” sayesinde zihnimiz, geçmişteki olumsuz anıların yarattığı kötü duyguları, olumlu anıların yarattığı güzel duygulara kıyasla çok daha hızlı siler veya hafifletir. Yani geçmiş aslında yaşanırken daha kusursuz değildir; sadece beynimiz onu zamanla filtreleyerek bize daha "güzel" sunar.
Ve… Fiziksel güzelliği öne süren bir uygulamayla biraz da olmayanı gündeme getirdik. Her dönemin farklı zorlukları, farklı özellikleri mutlaka olmuştur, olacaktır. Ama bu kadar görselliği putlaştıran bir dönemin olduğunu sanmıyorum. Böylece geçmişe dahi taşımak istediğimiz güzellik ileriki zamanlarda da önümüze çıkacak. Ama nasıl bir güzellik?
İstek ve gerçek paralel yürüyebilir mi?
İç güzelliğinin önemi yüz güzelliğinden geçiyor. Evet, insan şekilcidir. Sanırım yaradılışı bu.
80’lerden sonra sıra 90’lara gelecektir. Çocukluğumuzun şen yılları, tüm zorluklara rağmen iyi hatırlıyorum…