‘’Tarımı yedik bitirdik, turizmi yedik bitirdik; inşaat ve emlağı yedik bitirdik en önemlisi ise adalete güveni yedik bitirdik, ahlak ve etik değerleri silip süpürdük’’
Zamanında narenciyenin her türlüsünün yetiştiği, muzun ve örtü altı turfanda sebzenin üretildiği, ülkenin en büyük virüssüz narenciye fidanı üretimi yapan fidanlıklarından bir tanesinin de bulunduğu, iki adet narenciye paketleme fabrikasının olduğu Alanya günümüzde Türkiye’nin tropikal meyve üretiminde lider konumda tarımın başkenti olarak anılsa da, zamanla kaybettiğimiz tarım alanları, mazot, elektrik, gübre, tohum ve ilaç maliyetlerinde aşırı enflasyon kaynaklı pahalılık üretim yapan çiftçilerimizi yenerek tarımın birçok ürün üretim sahasının bitmesine ve ürün gamında çeşitliliğin azalmasına sebep oldu.
1950 yıllardan sonra kendisini hissettirmeye başlayan Alanya turizmi birkaç aile oteliyle başlangıç yapmış gelen misafirler açıkta kalmaması ve aile bütçesine katkı olması amacıyla evlerini de turizme açarak pansiyonculuk, sonrasında apart ve düzenli devasa otellere geçiş yaparak türlü emek ve sıkıntılarla günümüze kadar gelen turizme zirve yaptırmıştı. Her türlü krizden etkilenen hatta havadan nem kapan turizmimiz son zamanlarda enflasyon baskısı nedeniyle artan maliyetler ve ülkemizde yaşanan politik olaylarla beraber iyice belirsizliğe sürüklendi. Yarının ne olacağını kestirmek çok zor olsa da ağır aksak ilerlemeye çalışan turizmde tehlike zilleri çoktan çalmaya başlamış durumda.
Ülkemize turist olarak gelen Almanların Alanya’da gördüğü rahatlık, güvenlik, misafirperverlik, doğa, deniz, güneş ve ucuzluk karşısında otellere göre daha rahat edecekleri, tatil konseptinden çok daha uzun süre kalabilecekleri, özel yaşam tarzlarını kendi mekanlarında daha rahat yaşayabilecekleri konutlar almaya başladılar. Almanlarla başlayan bu furya zamanla Benelüks ülkeleri, İskandinavlar, İrlanda, İngiltere Rusya ve Ukrayna derken neredeyse tüm dünya vatandaşlarını kapsayarak yabancılar için ikinci vatan bizler için ise emlak cenneti haline getirdi. 90’lı yıllardan sonra gelişmeye başlayan Rus - Ukrayna krizi ile zirveye çıkıp ikamet prosedürlerine ve günübirlik kiralıklara getirilen yasal düzenlemeler ve yanlış fiyat politikaları ile krize girerek dibe çakılan sektörde çöküş yaşanmaya devam ediliyor…
Son zamanlarda yaşanan siyasi çekişmeler, hakkın hukukun birçok alanda yok sayılması, kişiye göre yol belirlenmesi, yolsuzluklar, güçlü ve iktidarda olanın her yaptığının mübah, karşısında olanın haklı veya haksız olarak yaptığının günah sayıldığı bir sitemde adaletin güçlüden yana insiyatif alıyor gibi görünmesi sorgusuz sualsiz en güvenilecek kurumlardan birisi olması gereken adaleti ne yazık ki sorgulanır hale getirdi.
En büyük övünç kaynaklarımızdan birisi olan, bitmeyen tükenmeyen bir enerji ve sürekliliğe sahip ahlak ve etik değerlere verdiğimiz önem yerini kişisel çıkarlara ve hırslara terk ederek yozlaşıp değerini kaybetmeye başlayalı çok oldu. Bunlar karşımıza bozuk davranış, kadın ve çocuk istismarı, uyuşturucu satışı, gıdada sahtecilik taklit ve tağşiş, vatana ve millete karşı hainlik, cana mala kıyma veya gasp, usulsüz ihale, rüşvet, terör… vb olarak çıktı
Tarımın, turizmin ve emlak sektörünün bitmesine sebep olan başlıca neden maliyet artışları, plansız işleyiş ve geleceği öngörememedir. Bunları plan proje üretir, destek, kredi, prim ve vergi indirimi yapar kısa veya uzun vadeli yaptırımlarla yada yasal değişikliklerle tekrar rayına oturtulur.
Adalete güvenin azalmasının nedeni ise güçlünün terazisinin hep ağır basmasıydı. O teraziyi tutanın gözünü bağlar herkese eşit davranıp karar almasını sağlarsın ve adalete güveni tekrar tesis edersin.
Ahlak ve etik değerlerimizin kaybolmasının başlıca nedenine bakınca ise yetersiz eğitim seviyesi, kindar, partizanlaşan sormayan ve sorgulamayan bir topluma dönüşmemizdir. İşte burada en zor olanı ise budur. Normalleşmemiz, ahlak ve etik bakımından fabrika ayarlarımıza dönmemiz çok zorlayacaktır. Ama bununda en iyi ilacı eğitim diyerek bu haftalıkta yazımıza noktayı koyalım.
Kalın sağlıcakla…