İlahi buyruk; azim sahibi olmayı methediyor ve bizi azimli olmaya kuvvetle teşvik ediyor. Bu elektriği bulan, "Edison" denilen kişi elektriği buluncaya kadar binlerce deney yapmış, bu sonuca öyle ulaşmıştır. Binlerce!

Osmanlı şairlerinden birisi diyor ki;

Cihan titrer sebâtı pay-i erbâb-ı metânetten.

"Azimli kararlı, metin insanların ayaklarının yere basmasından cihan titrer." diyor.

Hani hakikaten asker, ordu rap rap yürüdüğü zaman zangır zangır ortalık bir kalkar bir iner ya… Güzel bir söz. Şiir bakımından da değerli.

Bunu şu bakımdan söylüyorum; amaçlarımızı güzel tespit ettikten sonra çocuklarımızı azimli yetiştirmeliyiz.

"Amacım ne?"

"Şu."

Ben oraya ulaşacağım. Çocuk böyle yetişmeli, yarı yoldan dönmemeli; "Bu işi yapamadım." dememeli.

Japon İmparatoru ülkesi geriyken Avrupa'ya, Amerika'ya tahsile gönderdiği ilk gençleri; "Gelin bakalım sizinle konuşacağım" diye özel olarak huzuruna çağırmış. Hepsine birer eğri hançer hediye etmiş.

"Hançer ne demek?"

"Öldürücü bıçak."

Öldürücü bıçak hediye etmiş. "Alın. Şu sana, şu sana." İmparator hepsine birer bıçak hediye ediyor.

Demiş ki;

"Gideceğiniz ülkede aldığınız görevi başaracaksınız, tahsili yapacaksınız, o bilgileri ülkemize getireceksiniz, burada o çalışmaları başlatacaksınız. Bunu yapamayacaksınız işte hançer, öldürün kendinizi, geri gelmeyin."

Böyle bir talimatla giden insan nasıl çalışır?

Bilmiyoruz ama sonucunu görüyoruz. Japonya'nın bugünkü dünya iktisadından piyasasından, icatlar dünyasından, yenilikler dünyasından, yaşam seviyesindeki yüksekliğinde ulaştığı noktadan biliyoruz. İlk düşman gemisi oraya gelip top patlattığı zamanki hâli ile şimdiki hâli arasındaki muazzam farkı, düşmanlarına nasıl erişip onları yakaladığını, uzaya nasıl füze fırlattığını, atom gücüne nasıl sahip olduğunu biliyoruz.

Nagazaki ve Hiroşima'da atom bombasını kendisi yedi ama şu anda kendisi atom sahibi; yapabiliyor. Ama devletlü ve şevketlü Osmanlı Devleti'nin biz evlatları hâlâ atom bombası yapabilmiş değiliz…

Bu bir azimdir. Çocuklarımıza bilgi öğrettiğimiz gibi bazı huyları, ahlâkı da öğretmeliyiz.

Öğretmemiz gereken şeylerden birisi ne?

İşte bu azim. Bir işi başarma azmi. Bir amaca ulaşmak için çalışmak ve o işi başarmak. İçinizde spor yapan arkadaşlar vardır. Biliyorsunuz yarışlarda yarışı kazanamasa bile yarıda bırakmak yoktur. Kendi isteği ile "Ben bunu kazanamıyorum." deyip bırakmak yok, ayıptır. Sonuncu da olsa sonuna kadar koşacak ama bırakmayacak.

Çocuklarımızı nasıl terbiye edeceğiz?

Azimli, amacını bilen, amacına ulaşmak için çalışan ve o amacı mutlaka elde eden; ya o işi başaracak ya da başaracak...

Modern dünyanın gençliğimizi getirdiği noktada; düşünmeye, çalışmaya, sorgulamaya yer yok. Oysa kutlu söz ne kadar da net:

“Zamana yemin olsun ki, herkes hüsrandadır, buhrandadır. Sadece azimli, kararlı bir inanç sahibi olanlar, iyilik yapanlar ve birbirlerine iyiliği tavsiye edip bu yolda gelecek sıkıntılara sabredenler müstesna”

Çağımız teknoloji çağı, hayatı kolaylaştıran yönünün yanında, maalesef bizi insani değerlerimizden uzaklaştıran da bir çağ.

Pandemi süreci doğal olarak; dijitalleşmeyle birlikte, sosyal dokunun değişmesinde hızlandırıcı bir etkiye sahip olmuştur. Necip milletimizin tarihsel bir dokusu olmasına rağmen azim, kararlılık ve belirlenen hedeflere ulaşma gayreti de zaten uzun yıllardır yoğun bir sinsi ve planlı saldırı altındaydı. Bu süreçte okuldan, öğretmenden az da olsa bir disiplinden uzak kalan nesiller hepten kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya…

Kademeli de olsa okulların açılma gayreti yerinde bir karardır. Uzaktan dijital eğitim elbette olmalı ancak kontrol edemediğimiz bir teknolojinin çocuklarımızı, gençlerimizi nereye sürükleyeceğini belki de tahmin bile edemeyiz…

Tek gayesi mutlu ve rahat yaşamak olanlar için bile, azim ve kararlılık vazgeçilmez bir düstur olmalıdır. Sadece kendisini düşünmeyip yaşadığı topluma karşı kendisini sorumlu hisseden, vatanını milletini seven her ferdin de azimli olması beklenir. Kaldı ki bu dünyanın faniliğini idrak etmiş, yüreğinde vicdan sahibi herkes; zaten ebedi bir mutluluk için kararlı bir şekilde çalışmak zorunda olduğunu bilir…

İyiliğin yayılması, iyilerin faydasına olduğu gibi; kötülükler içerisinde kalmış, çevresinin etkisiyle iyilere yakınlaşamayanlara da bir fırsat sunar.

Selam olsun iyilere dost olanlara…

Muhabbetle…