İnsanoğlu dünyadaki varlığının farkında olmak ve bunu hayata hissettirmek üzerine yaratılmıştır. Farkındalık; hayattaki anlam arayışı ile başlayan bir süreçtir. Farkındalık arttıkça sorumluluk artar. Eşrefi mahlukat olan insana hizmet için dünyada bir nizam kurulmuştur ve bu nizam içindeki insanın vazifesi; Yaradan’ın rızasına uygun, topluma bir katkı sunmaktır. Bu anlamda yapacağı katkı gücü ölçüsündedir. Gücü kuvveti veren ise kâinatın sahibi Allah’tır. Bu bilinçle sahip olunan güç insanı öne çıkarır ve nazik davranmaya götürür. Aksi durumda güç sarhoşluğu insanı kabalığa, nobranlığa, zorbalığa iter. Bu anlamda en güçlüler nezaket sahibi olurlar.
Etrafında olan biteni seyreden, ilahi nizamı sezen, feraset sahibi insanlar kalabalıklara karşı ikazlarını yaparlar. Bunu yaparken, vazifelerinin sadece uyarmak olduğunu bilirler. Kimseyi zorlamaz, küçük görmez, kırmazlar. Başkalarının sözlerine aldırış etmezler, eşsiz nizamın sahibinden başkasına kendilerini beğendirmeye çalışmazlar. Hikmetle ve güzel öğütle söyledikleri sözlerin tesiri olmadığını gördüklerinde susarlar, cahille münakaşaya girmezler. En akıllılar çoğu zaman sessiz kalır.
“Malda yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan” diyen Yunus gibi, dünyanın faniliğini idrak eden varlık sahibi insanlar gösterişten hoşlanmazlar. Geçici dünya varlıklarına aldanmazlar. Dünya menfaati için ahiretlerini riske atmazlar. Helal yaşamı tercih ederler, kimsenin hakkına girmemek için titiz davranırlar ve varlıklarını ihtiyaç sahibi insanları sevindirmek için kullanırlar. İçsel doygunluğa sahip, en varlıklılar basit sade bir yaşam sürerler.
Kişisel huzurunu sağlamış, hayattaki rolünü kavramış, sevdiği bir çizgide yürüyen insanlar elbette mutlu olurlar. Mutluluk huzur gibi sürekli olmasa da insan için gereklidir. Acısıyla tatlısıyla hayat bir bütündür. İyiliklerin ve kötülüklerin bir arada olduğu gibi. Hayat sınavında mutluluğunu gösterme gayretinde olanlar hakikatte iç huzuru olmayanlardır. En mutlular ise özelini gizleyenlerdir.
Gerçek güç kendini ispatlamaya gerek duymaz. İnsanlar en fazla da eksikliklerini duydukları şeyi öne çıkarırlar. Kadim medeniyetimiz ne güzeldir. Gücün, kuvvetin hakikatte Allah’ın kudretinde olduğunu söyler. Asıl üstünlük ölçüsünün, mal, mülk, şan, şöhret değil, güzel ahlak olduğunu tavsiye eder. Güzel ahlakın numunesi sevgili Peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” der.
Ezcümle, güzel ahlak Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir.
Muhabbetle…