Zamanın su gibi akıp gittiği, geriye dönüp baktığımızda bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre zannettiğimiz ömür ancak planlı programlı çalışarak verimli yaşanabilir. Kişisel çabalarımız için de böyle olmasına rağmen, bir topluluk içerisindeki düzen çok daha verimli olabilir.
Bir kurum, bir şirket veya bir gönüllü topluluk görev tanımlarını, iş bölümünü yapmış ise kurumsal bir yapıya dönüşme yolunda önemli bir aşamayı geçmiştir. Çağımız, kurumsal yapısını oluşturmuş, teknolojiyi iyi kullanan profesyonel şirketlerin lokomotifliği ile öne çıkmaktadır. Dijital ve robotik uygulamaların insani değerlerimizi törpülediği de bir hakikat olarak önümüzdedir. Devletler menfaatlerini, şirketler kazançlarını öncelediğinden, insan olmanın onurunu gelecek nesillere taşımak ise gönüllü kuruluşlara düşmektedir.
Gönüllü kuruluşların da elbette bir kurumsal yapısı olmalı ancak gönüllülük ön plandadır. Diğer topluluklarda kişisel çıkar insan psikolojisi gereği makul görülse de başka insanlara fayda üretmek için gayret edenlerin ön plana çıkma dertleri yoktur, olmamalıdır. Önemli olan iyiliğin yapılmasıdır. Kimin yaptığı önemli değildir. “İyilik yap görünme, iyilik yapar gibi görünme” yaşam felsefesi algı çağının, gösteriş ve riyanın tavan yaptığı çağımızın kolay hazmedeceği bir durum değildir.
İnsanoğlu elbette takdir edilmek beğenilmek ister bu fıtri bir haldir. Çalışma hayatındaki, kişisel kariyerindeki başarılarından insanın mutlu olması doğaldır. Bu başarılarının dahi Allah’ın kudretiyle olduğunun idrakindeki bahtiyarlar diğer bir bahistir. Ancak yapılan iyiliğin, gönüllülüğün duyurulması kurumsal anlamda hoş görülse de kişisel olarak reklam boyutunda olması nahoş bir durumdur. Bu ince çizgi; topluma örnek olması babında makul, şahsi statü anlamında uygun değildir.
Yaptığı iyiliği başa kakandan daha eblehi yoktur. Ömer Seyfettin’in “Diyet” adlı eseri hepimizin küçük yaşlarda okuduğu ibret alınması gereken bir hikâyeyi anlatır. Gönüllü kuruluşlara bir ikbal kapısı olarak bakanların, kurum adına tonlarca eylemi olsa beyhudedir. Yapılan iyiliğin Hak katında değeri olması, sırf Allah rızası için yapılmasına bağlıdır ve bu sözde değil özde olmalıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Aynı noktaya bakan insanlar için kurumsal aidiyet kişileri değil kurumu önceler. Diğer ekip arkadaşının başarısına sevinilir zira başarı kurumun artı hanesine yazılır.
Ölüm gelmeden kendini hesaba çekenlere selam olsun…