Bugünlerde içimde olanı anlatmaya çalışırken kelimeler yetersiz kalıyor. Yerini tam gösteremediğim, başlangıcını hatırlayamadığım bir hâl var. Günün içinde bir an beliriyor, sonra geri çekiliyor. Sürekli değil, fakat yok da değil.
Bunu anlatırken zihnime gelen benzetme kâğıt kesiği oldu. Fark edilmeden oluşan, nasıl meydana geldiği hatırlanmayan, temas edildiğinde yanmayı hemen hissettiren ince bir çizgi. Gün akarken bir söz, bir bakış ya da yalnız kalınan bir an o yere değiyor. İçimde ince bir hassasiyet beliriyor. Ardından hayat kaldığı yerden sürüyor.
Psikanalitik bakış bu durumu anlamlandırmaya yardımcı oluyor. Ruhsal yaşantılar her zaman bilinçli bellekte tutulmaz. Bazı deneyimler yaşandığı anda adlandırılmadan, işlenmeden iç dünyaya kaydedilir. Bastırma süreci burada devreye girer. O anda ifade bulamayan duygu geri çekilir, fakat izini bırakır.
Kâğıt kesiği dışarıdan çoğu zaman görünmez. Ruhsal iz de böyledir. Güncel bir durum, geçmişte işlenmemiş bir yaşantının temsilini harekete geçirebilir. Tepkinin yoğunluğu ile yaşanan an arasındaki uyumsuzluk, bilinçdışının etkisini düşündürür. O an yalnızca bugüne ait değildir.
Ruh sindiremediği deneyimi saklar. Uygun bir çağrışım oluştuğunda onu yeniden sahneye taşır. Kâğıt kesiği unutulduğu sanılan bir anda, bir temasla yanmayı hatırlatır. Yara küçük olabilir; ancak hassas bir noktadadır.
Bu sızıyı hemen açıklamaya çalışmak yerine önce varlığını fark etmek gerekir. Her iz bir zamanlar korunma ihtiyacının sonucudur. Savunmalar o ince yeri örtmüş olabilir. Örtmek silmek anlamına gelmez.
İçimdeki hâlin tam adını bilmiyorum. Kâğıt kesiği sızısı benzetmesi ise görünmez izlerin temasla belirginleştiğini anlatmaya yetiyor. İnce çizgiyi görmek, onun nerede olduğunu fark etmek, ruhsal bütünlük açısından anlamlı bir adımdır.