İlişkilerde bir sorun çıktığında çoğu zaman ilk refleksimiz bellidir: Suçlu aramak. Ve o suçlu genellikle karşımızdaki olur. “Sen böylesin”, “Sen hiç anlamıyorsun”, “Hep senin yüzünden”, “Abartıyorsun”, “Kafanda kuruyorsun” cümleleri tartışmaların en tanıdık dili haline gelir. Çünkü suçlamak, yüzleşmekten daha kolaydır.
“Bütün suç sende” demek, insanı geçici olarak rahatlatır. Vicdanı sakinleştirir, sorumluluğu dışarıya taşır. Böylece kendi payımıza düşenle uğraşmak zorunda kalmayız. Oysa bu cümle, bir ilişkiyi iyileştirmekten çok mesafeyi büyütür. Çünkü suçlanan kişi savunmaya geçer; dinlemek yerine kendini korumaya çalışır. Hele ki hakaret de varsa bu durumu kabul etmek istemeyecektir.
İlişkilerde sorunlar çoğu zaman iki kişiyle ilgilidir, evet. Ama bu, her durumda herkesin eşit derecede hatalı olduğu anlamına gelmez. Yine de sıkça başvurulan bir cümle vardır: “İki taraf da suçlu.” Kulağa adil gelir, dengeli durur. Ama çoğu zaman gerçeği bulmak için değil, tartışmayı kapatmak için söylenir.
Bir aile danışmanı olarak şunu sıkça görüyorum: Danışma odasına gelen çiftlerin çoğu, yaşadıkları sorunu anlamaya çalışmaktan çok birbirlerini suçlamaya hazır gelir. Herkesin elinde güçlü gerekçeler, haklılık dosyaları vardır. Ama bu dosyaların içinde genellikle duygular yoktur; kırgınlıklar, ihtiyaçlar ve beklentiler satır aralarında kaybolur. Oysa ilişkilerde iyileşme, kimin daha suçlu olduğunun bulunmasıyla değil; kimin ne yaşadığının gerçekten anlaşılmasıyla başlar. Suçlamalar azaldığında, cümleler “senin yüzünden ben böyle hissediyorum”a döndüğünde değişim kendiliğinden başlar.
Karşı tarafı suçlamak çoğu zaman kendi duygularımızı açıkça ifade edemediğimizde ortaya çıkar. “İncindim” demek yerine “Sen hep böylesin” deriz. “Yalnız hissediyorum” demek yerine “Hiç ilgilenmiyorsun” diye suçlarız. Çünkü duyguyu açmak cesaret ister; suçlamak ise insanı koruyan bir zırh gibidir.
Bir de suçlamanın verdiği kontrol hissi vardır. Sorunun kaynağı dışarıdaysa biz iyiyizdir, değişmesi gereken biz değilizdir. Bu bakış açısı kısa vadede rahatlatıcıdır ama uzun vadede ilişkiyi çıkmaza sokar. Çünkü sürekli karşı tarafa işaret eden bir parmak, zamanla iletişimi değil savunmayı büyütür.
Elbette her ilişkide sınır ihlalleri, incitici davranışlar ve hatalar olabilir. Bunları yok saymak, görmezden gelmek ya da sürekli “idare etmek” sağlıklı değildir. Ama her çatışmada “bütün suç sende” demek de gerçeği sadeleştirmekten çok çarpıtır. Çünkü bu cümlede ne empati vardır ne de çözüm.
Belki de asıl sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten bütün suç karşı tarafta mı, yoksa ben kendi payıma bakmaktan mı kaçıyorum? Eğer kaçıyorsam ve böyle davranmaya devam edersem ne kendime ne de partnerime iyi gelebilirim.
İlişkilerde iyileşme, suçlu bulmakla değil; sorumluluk alabilmekle başlar. Kim haklı tartışması yerini “ne oldu, ne hissettik” sorusuna bıraktığında bağ güçlenir. Aksi halde herkes haklı çıkar ama kimse gerçekten anlaşılmış hissetmez.
Aslında sorunun çözümü bazen küçük bir sarılma ile gerçekten oturup öz eleştiri yapmakla ve partnerinizi üzen davranışları tekrarlamamanızla düzelebilir. Tek yapacağınız ona bu durumu hissettirebilmek. Aksi takdirde hem davranışlarını değiştirmeyip hala aynı şeyleri yapmaya devam edip, partnerinizin canını yakarsanız bu ilişkiden sağlıklı bir ilerleme bekleyemezsinz.
Çünkü suçladığın yerde durur, sorumluluk aldığın yerde iyileşirsin.
Bütün mesele gerçekten bir şeyi istemekte yatıyor. İsterseniz her şeyi yapabilirsiniz.